Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Dış Ticaret
Turizm Sektörü
Sanayi
Madencilik
Tarım Sektörü
Piyasalar
Borsalar
Döviz kurları
Menkul Kıymetler
Üretim ve Sermaye
Dev Projeler
Nabucco Projesi
İzmit Körfez Köprüsü
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

 Enerji Bakanlığı: '' ilk nükleer santral Mersin’e yapılacak...''

 

Nükleer santrallerin ilkinin Mersin-Akkuyu’ya kurulması kesinleşti. Sinop’un yer lisansı ancak önümüzdeki yıl verilebilecek. “Macera peşinde değiliz” diyen Enerji Bakanı, Sinop’a Nükleer Teknoloji Geliştirme Merkezi’nin kurulacağını açıkladı.

Enerji Bakanlığı, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile ikinci bilgilendirme toplantısını yaptı. Yerli ve yabancı firmaların yoğun katılımının bulunduğu toplantıda Sinop’a yapılacak nükleer teknoloji merkezi hakkında bilgi verildi... yer lisansı hazır olmadığı için santral kurulması için bir yıl daha beklenecek. Bu nedenle ihalede öncelik Mersin-Akkuyu’da olacak. Ancak Sinop’a kurulacak Nükleer Teknoloji Geliştirme Merkezi için şimdiden çalışmalar başladı. Burada araştırma reaktörleri, yakıt üretim ve eğitim tesisleri yer alacak. TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu, Türkiye’nin bu tesislerinin İran ile karşılaştırılmasına karşı çıktı. Çakıroğlu şöyle konuştu: “Bizim sözlerimizi başka ülke ile karşılaştırmak yanlış. uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımızı kullanırız. Bunun için kimseye danışmayız. Başka ülkelerin problemleri ile ilgili değiliz. Hiçbir baskı yok, gelişimimiz zaman zaman neyi emrediyorsa yapacağız.”

Enerji Bakanlığı, özel sektörün ihaleye yoğun ilgisi olduğunu söyledi ve güvenlik konusunda garanti verdi: “denenmemiş teknolojiyi kabul etmeyeceğiz, macera peşinde değiliz.” Nükleer santralde daha önce 21 Şubat’ta ihale ilanına çıkılacağı açıklanmıştı. Ancak yönetmelik henüz yayınlanmadığı için bu süre 1-2 gün sarkabilir. İhaleden sonra firmaları en fazla zorlayacak süreç başlıyor. TAEK’ten yapım lisansı alınması için görüşmeler yapılacak. Türkiye’de ilk etapta toplam 5 bin megavatı bulan üç adet nükleer santral kurulması planlanıyor. Mersin-Akkuyu'da kurulması planlanan Türkiye'nin ilk nükleer santralının inşaatı ve işletimi için açılan yarışmanın sonucu beklenirken, geçen yıl 3 ülke yeni nükleer santral yapımına başladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre, son 5 yılda toplam 23 bin 581 megavat kurulu güçte 25 nükleer santral inşaatına başlanırken, toplam 11 bin 953 megavat güçlük nükleer enerji şebekeye dahil oldu.

Buna göre, 2008 yılında 10 bin 470 megavat güçte 10 adet nükleer santral yapımına başlandı. Nükleer enerjideki payını artırmak isteyen Çin, 2008 yatırımında biner megavattan 6 adet santral yapımına başladı. Toplam 1.3 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin'de elektrik tüketimi 3,3 trilyon kilovat saat. Öte yandan Rusya'da 1085'er megavattan iki santral, Güney Kore'de de 960 ve 1360 megavat güçte iki santralin yapımı sürdürülüyor. 2007 yılında da Çin, Hindistan ve Romanya'da toplam kurulu gücü bin 857 megavat olan yeni üniteler yapılırken, 2'şer adet Çin ve Güney Korede, diğerleri Japonya, Fransa ve Rusya'da olmak üzere 7 adet nükleer santral yapımına başlandı.

Nükleer Enerjinin Elektrikteki Payı:

Elektrik üretiminde nükleerin payı en yüksek ülke yüzde 64,4 ile 59 santrali bulunan Fransa. Bunu, Litvanya yüzde 54,3, Slovakya yüzde 54,1, Belçika yüzde 49,1 ile izliyor. Nükleerin payı Ukrayna'da yüzde 48,1, İsveç'te yüzde 46,1, Ermenistan'da yüzde 43,5, Slovenya'da yüzde 41,6, İsviçre'de yüzde 40. ABD'de bu oran yüzde 19,4, Rusya'da yüzde 16, İngiltere'de ise yüzde 15,1. Nükleer yatırımları ivme kazanan Çin'de ise nükleer enerjinin elektrik üretimi içindeki payı yüzde 1,9. Dünya genelinde kurulu gücü 370 bin 221 gigawat toplam 436 nükleer santral bulunuyor. ABD'de 104, Fransa'da 59, Japonya'da 53, Rusya'da 31, Kore'de 20, İngiltere'de de 19 nükleer santral çalıştırılıyor. Dünya genelinde 44 nükleer santral yapım aşamasında bulunurken, 5 nükleer güç santrali uzun dönemli kapatılmış durumda.

Türkiye, nükleer enerji alanında dünyada en erken etkinlik göstermeye başlayan birkaç ülkeden biri. Biri Türkiye Atom Enerjisi Kurumu`na (TAEK) bağlı çalışan Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi`nde, diğeri İ.T.Ü. Enerji Enstitüsü`nde olmak üzere iki nükleer araştırma reaktörümüz var. 1961`de İTÜ`de başlayan nükleer mühendislik eğitimi, Hacettepe ve Ege üniversitelerinde de veriliyor. Bu üniversitelerde bini aşkın nükleer eleman yetiştirildi ancak çok azı meslekleri ile ilgili çalışabiliyor. Bir kısmı başka ülkelerin nükleer programlarına katkıda bulunuyor, daha büyük bir kısmı başka sahalara kaydı. Yine de şu an ülkemizin teknik eleman potansiyeli yetkindir. Yasal mevzuatımız da hazır.

Bugün `nükleer santral kurulmalı` kararı alınsa hayata geçirilmesi ne kadar zaman alır?... İhale süreci bir yıldan fazla sürer tahmin ediyorum. Reaktörlerin inşa süreleri son yıllarda epey aşağı çekildi. Dört yılı biraz aşkın sürede ortalama bir santral kurulabiliyor.

Nükleer santrallerin büyüklükleri nasıl sınıflandırılıyor... Türkiye`nin ihtiyacı ne düzeyde.. Nükleer güç santrallerinin büyüklükleri ürettikleri elektrik güç cinsinden ifade edilir. Dünya ortalaması bin MWe (megawatt elektrik) civarında. Fakat yeni bazı reaktörlerde güç daha da artırıldı. Yapım süreleri göz önüne alınırsa ülkemizde 2012`ye kadar bir nükleer santrali devreye sokmak mümkün görünmüyor. Enerji Bakanlığı`nın öngörüsünde de zaten 2012`de toplam 4 bin 500 MWe güçte üç nükleer santralin devreye alınması var. Bu tarihte Türkiye`nin kurulu güç kapasitesinin tahminen 55-60 bin MWe arası olacağı düşünülürse, üç santralin elektrik üretimindeki payı pek fazla olmayacak. Akkuyu`da planlanan santral hayata geçirilemedi. Çevrecilerin protestolarıyla karşılaşan projenin yer seçimi doğru mu derseniz yer seçimi yapılırken göz önüne alınması gereken şartlar deprem fayı hatlarına uzaklık ve soğutma suyu kaynağına yakınlıktır. Akkuyu, deniz kenarında olduğu için soğutma suyu kaynağına yakınlık şartı yerine geliyor. Civardaki sismik aktivitenin incelenmesi sonucu Anadolu fay hatlarından en az 150 kilometre uzakta olduğu saptandı. Akkuyu iddia edildiği gibi turistik bir mevki de değil.

Günümüz santralleri Çernobil tipi faciaları önleyecek nitelikte mi?

Yeni nesil reaktörlerinde bu tür kazaları tamamen olanaksız kılmak için `pasif güvenlik` kavramı geliştirildi. Düşünülebilecek her durumda, reaktör operatörünün müdahalesi olmasa veya mühendislikli güvenlik sistemleri işlevlerini yerine getiremese de reaktör kendini kapatabilir, gereken soğutmayı sağlayabilir. Nükleer santrallerin diğer enerji kaynaklarına göre artıları neler?

Nükleer enerji, fosil enerji kaynaklarının aksine, hemen hemen hiç sera gazı emisyonuna yol açmaz ve küresel ısınma sorununun çözümüdür. Atmosfere kükürt dioksit gibi gazları salmadıklarından kömür santrallerinin yol açtığı asit yağmurlarına neden olmaz ve su kaynaklarını da kirletmez. Minimum arazi kullanımı açısından bakıldığında daha üstündür. Hidrolik santrallerde olduğu gibi nehirlere set çekilmesi, arazilerin su altında kalması, biyolojik dengenin bozulması gibi sorunlara yol açmazlar. Kömür, petrol, doğalgaza göre yakıtın çıkartılması ve taşınması sırasında çevresel risk daha azdır. Normal çalışma halinde nükleer santraller belki de en çevre dostu elektrik santrali çeşididir. Eksileri...

En büyük eksisi füzyon sonucu oluşan radyoaktif çekirdekler. Bunlar bir kaza sonrası açığa çıkarlarsa, insan sağlığı için zararlı etkilere yol açabilir. Nükleer reaktörlerdeki yakıt içinde nükleer reaksiyonlar sonucu oluşan yüksek seviyeli radyoaktif çekirdeklerden bazıları radyoaktif etkisini azalarak da olsa yüzlerce yıl sürdürürler. Yakıtın reaktörde işi bitip dışarı alınmasından sonra yüksek seviyeli radyoaktif atıkların, uzun süreler çevreye sızmaları engellenecek şekilde saklanmaları gerekir. Bunun için gerekli teknolojiler geliştirilmekte. ABD`de Yucca Dağı`nda yapılması karara bağlanan nihai radyoaktif atık gömü tesisi buna iyi bir örnek.

Doğalgaz krizi nedeniyle `enerjide dışa bağımlı olma` en çok tartıştığımız konulardan biri oldu. Nükleer santraller konusunda da aynı şey geçerli mi derseniz... Bu, hangi nükleer reaktör türünü seçtiğinize bağlı olarak değişir. Ya doğal uranyumla çalışan bir reaktörü (muhtemelen Kanada türü ağır su reaktörü) tercih edeceksiniz yada az zenginleştirilmiş uranyumla çalışan bir hafif su reaktörünü. Doğal uranyumu kendi rezervinizden yada kolaylıkla dünya piyasasından temin edebilirsiniz. Ağır suyu üretmek için bir tesis de kurarsanız, Kanada türü bir ağır su reaktörü ile hammadde konusunda dışa bağımlılık sorununu büyük çapta halledersiniz. Hafif su reaktörünü tercih ederseniz, az zenginleştirilmiş uranyum ithal etmek zorundasınız. Türkiye`nin zenginleştirme tesisi kurması bugünkü dünya konjonktüründe zor göründüğünden, bu seçenekte yakıt bağımlılığı bir miktar var. Ancak zenginleştirilmiş uranyumu ABD, Rusya ya da AB ülkelerinden sağlamak pek problem olmaz. Teknoloji ortaklığı, reaktörü alırken seçtiğiniz satıcı devletle yaptığınız anlaşmaya bağlı. Gelişmiş ülkelerde çok fazla nükleer santral yok, neden?

Enerji taleplerindeki durgunluk ve Çernobil`in Batılı kamuoyunda yarattığı ürkeklik yüzünden. Ancak küresel ısınma büyük bir sorun olarak ortaya çıkınca, sera gazlarının salımına karşı tek gerçekçi seçeneğin nükleer seçenek olduğu anlaşılmaya başlandı. Türkiye nükleer santral yapsa bile dışa bağımlı olur. Nükleerİn elektrik üretiminde dünyada bugünkü payı yüzde 17 ama 2030`da yüzde 11.8`e gerilemesi bekleniyor. Dünya genelinde hal böyleyken Türkiye`nin bu eski tip, maliyeti yüksek ve güvenlik sorununu çözememiş santrallere yönelmesi doğru değil. Özel sektör 3-4 milyar dolar ilk yatırım maliyeti olan, atık maliyeti apayrı nükleer santral yapacak. Elektriği kaça satacak?.. Satamaz, bunun önünde piyasanın kendi kuralları var. İran nükleer silah edinmeye yöneliyor, o halde biz çaresiz mi kalacağız diye haklı tepkiler var ancak nükleer silahla nükleer santral arasındaki ilişki saptırılıyor. Türkİye`nİn nükleer güç olması caydırıcıdır. Ama o sizin için avantaj mı olur, dezavantaj mı bilinmez. İnsanoğlu birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaşanan süreçleri unuttu.

Enerji önemli bir uluslararası strateji unsuru. Söz konusu nükleer enerji olduğunda önemi daha da artıyor. Türkiye`nin nükleer elektrik santrali kurma olasılığını Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Necdet Pamir in görüşleri... Nükleer enerjiye ihtiyacımız var mı sorusuna şöyle cevap veriyor...Böyle kategorik bir değerlendirme yanlış olur. Türkiye`nin nükleer enerji alanındaki gelişmeleri araştırma içinde olması mantıklıdır. `Türkiye`nin bugünki enerji profili içinde çözüm nükleer midir derseniz, bunu doğru bulmuyorum. Uluslararası Enerji Ajansı ve Amerikan Enerji Bakanlığı analizlerine baktığınızda bugünden 2030`a kadar olan süreçte, nükleerdeki hem mutlak değer hem de yüzde oranı görece çok küçük bir artıştan sonra 2030`larda miktarların düştüğünü görüyoruz. Genel enerji tüketiminde bugün yüde 6-7 civarında olan nükleerin payı 2030`lara eriştiğimizde yüzde 4.5`lara geriliyor. Hangi kriterlere göre yapılmış bu tespit bu sormak lazım.

Hem ilk yatırım maliyeti son derece yüksek hem de atık maliyeti. Bugün dünyada mevcut reaktörler itibarıyla kesinlikle atıkların kalıcı bir şekilde giderilebilmesi mümkün değildir. ABD Yucca Dağı`nda yeraltı deposuna gömülmesi gibi bir çözüm geliştiriyor güya ama buna başta Yucca halkı karşı çıkıyor. Dolayısıyla bugünden yarına çözebileceğiniz bir sorun değil. Daha ileri teknolojilerle çevre sorununu gidermiş, atık sorununu çözmüş, ilk yatırım maliyetlerini ve toplam maliyetleri düşürmüş nükleer santraller gündeme geldiğinde bir daha değerlendiririz ancak bu da 10 - 15 yıldan önce olması beklenmiyor. Son günlerde yaşanan enerji krizlerine bakınca Türkiye`nin acelesi varmış gibi görünüyor...Türkiye`nin elektrik üretimi anlamında bir sorunu yok. Sorun yönetim sorunu. Doğru yönetim, doğru tercih, doğru planlama yaparsanız sıkıntınız olmaz. Türkiye`nin çok zengin hidroelektrik potansiyelinin dörtte üçü hazır bekliyor. Çok zengin linyit potansiyelinin üçte ikisi bekliyor, yenilenebilir kaynakları bekliyor. Türkiye çözümsüz değil.

Önümüzdeki 25 yılın enerji planlaması yapılırken, saydığınız çekinceleri bertaraf edebilecek teknik gelişmelerin olma olasılığı var mı?

İleride olabilecek gelişmeler için değişik senaryolar yazılır. Bunun içerisinde nükleerin de mutlaka yeri olur. Ben mevcut gerçekleri söylüyorum. Bu kategorik olarak bir enerji kaynağını itelemek değil ama nükleerin teknolojisi, atık yönetimi dışarıdan halledilecek, zenginleştirilmiş uranyumu dışarıdan gelecek. Böyle bir ortamda, hele doğalgaz fiyatları yükselirken bunu biraz daha körükleyerek `tek çare nükleerdir, bu bizim bağımsızlığımızı sağlayacak` dediğiniz noktada bugün için geçerli değildir. Türkiye özkaynakları kullanılmalı diyorsunuz ama sınır aşan suların paylaşımı söz konusu olduğunda sorun yaşanmaz mı?

Bizim küçük hidroelektrik santral potansiyelimiz yeter. Fırat-Dicle`nin ötesinde, hiç kullanılmamış nehirlerimiz var. Bunların potansiyelini dikkate almalıyız. Türkiye`nin yıllık 180-190 milyar kilowat/saat potansiyelinin dörtte üçü devreye konmamıştır. Türkiye`nin bunları geliştirmesi yönünde uluslararası hukuk açısından hiçbir engel yok. Ülkeler, nükleer güce sahip olanlar ve olmayanlar diye sınıflandırılıyor. Türkiye`nin nükleer güç sahibi ülkeler sınıfına katılması gerekli değil mi?.. Bu mantıkla düşünürseniz yarın Mısır da yapar, Ürdün de. Bence tam tersine bölgede başta İsrail olmak üzere, dünyada elinde nükleer silah bulunduran ülkelerin bundan uzaklaşması lazım. Ben bu maceranın sonunu göremiyorum. Şu da var: İran yaparsa, biz ne yapalım?.. Bu ayrı bir konu. Burada da ABD ve Rusya başta olmak üzere büyük güçlere iş düşüyor. Nükleer silahsızlanma adına ilk adımı atsalar bence çok daha mantıklı olur. İran yaparsa, Türkiye ne yapacak?

Türkiye nükleer santral dışında belli yöntemler geliştirecektir. Türkiye sıradan bir ülke değildir. İran`ın bunu yapmasına izin verilmeyeceği gibi, bunu gördüğümüz noktadan itibaren yeni bir dünya kurulur ve herkes yerini bulur. Öncelikle hazır olanlar kullanılır, yanı sıra nükleer teknoloji gelişir ama bunun olmamasını dilerim. Herhalde o noktaya gelindiği andan itibaren NATO çerçevesinde gerekli cevap verilecektir. Bu, suyun ortasına attığınız bir taş misali halkalar gibi büyüyerek gidecek, bütün bölge nükleer silahlarla donatılacak. Bunun nükleer lobileri ve silah tekelleri dışında Türkiye`ye faydası yoktur.

Nükleer dendi mi çevreci örgütlerin sesleri yüksek çıkar. Ama çevrecilerin büyük güçlerce yönlendirildikleri türü komplo teorileri var. Çevre Mühendisleri Odası mı, Green Peace mi radikal derseniz. Hayır değil ama Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı yapılırken pek çok grup itiraz etmişti. Bunların içinde haklı olanlar olduğu gibi, bu hattın Türkiye`den geçmesiyle kalkınmasından huzursuz olan kesimler de olabilir. Çevrecilik kötü bir şey değil ama bunların içine sızıp bunu siyasi argüman olarak kullanan da vardır.

                                                                                                                                                     

to Top of Page