Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Engelli Olmak
Korkunç Mantar
Karakter Analizleri
Hipnoz Nedir?
Beden Dili Nedir
11 Eylül'ün Sırları
Ahlak krizleri
Ah O Zor Günler
İzm ve ist' ler...
Yahudilik Nedir?
İmza ve El Yazıları
Mikro Hadiseler
Solak insanlar
Hayat Denklemi
Işıkla karanlık
Nezaket kuralları
Bunları Biliyormuyuz
Deprem Nedir?
Padişahla Vezir
Huzura giden yol
Çatlak Kova
Erkek Çocuk İsimleri
Kız Çocuk İsimleri
Burcumuz ne diyor
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri

 

 

 Töre cinayetleri
  

Ülkemizin hemen hemen her yöresinde özellikle kırsal kesimlerde geri kalmışlığın, cahilliğin, eğitimsizligin, feodal yapının, vahşilik olarak çok rahat tabir edebileceğimiz korkunç cinayetleridir... kimi zamanda kan davası olarak tanımlanır... ancak kan davası, töre cinayeti, namus cinayeti bunların hepsi bir birinden ayrı kavramlardır... fakat eninde sonunda hepsi aynı kapıya çıkar.

Nedeni ne olursa olsun...Türkiye insanının utanç kaynağıdır, ilkellik göstergesi, vurdum duymazlığı ve medeni dünyadan 100 sene geri kalmışlığımızın en belirgin göstergesidir. Bir ülkenin hala orta çağlarda yaşadığının açık bir ispatıdır töre ve namus cinayetleri... ülkemizde akraba evliliğinin yasaklanmasını açıkça ortaya koyan bir fenomendir... Töre cinayetleri aslında ülkemizde cinayet töresinin bir nevi uygulanışıdır. Avrupa okullarında... özellikle Hollanda liselerinde öğrencilere 'Eerwraak' diye okutulan töremiz, ülkemizi, kültürümüzü, benliğimizi kasıp kavuran bir mefhumdur... ülkemizde at, avrat, silah sloganı ile adeta bütünleşen bu illetin bir an evvel kökü kazınmalıdır.

Çoğu zaman din ve inanç ekseninde kadına bakış açısı geliştiren kıskançlık kültürünün bir parçasıdır töre cinayetleri... sadece Türk veya Kürt kültürüne has bir olgu değildir... bütün islam dünyasında barbarca işlenen bir vahşettir.

Kadını mal olarak gören ortaçağ zihniyetinden kaynaklanan bir durumdur, ortalıkta namus yada intikam gibi içgüdü yoktur, zira kaynağı gerçekten namus yada intikam olsaydı herşeyin adalete bırakılması gerekirdi... hukuk devleti ve kurumları bir an için göz ardı edilince cezası verilen kişinin esas tecavüzcü olması gerekirken, kızını yada kardeşini öldüren bu zihniyetin mantığı bir bakıma bacağı kırılmış koyuna kızıp, çobanı kesen sürü sahibinin mantığıdır, bu nedenle ülkemizin kanayan yarasıdır... bu cinayetlerin boyutları her geçen yıl daha da vahşileşiyor... örneğin Mardin ilimizde işlenen korkunç katliam bunun en açık göstergesidir.

Gün be gün insanın içini karartan, ülkemizdeki riyakar namus anlayışının, kadınların içinde bulunduğu kafesin Türkiye'de kadın olmanın içler acısı bir resmidir... tecavüz, kürtaj, imam nikahı, cinayet... bir genç kadının kısacık yaşamında başına gelebilecek tüm kabuslar silsilesidir töre cinayetleri... cinsellik tabularıyla, bin bir türlü ahlaksız riyakarlıklar sunuluyor kadına... kadının adı yok... bir tür nesne... alışverişi yapılan bir mal adeta. Türkiye'nin kırsal kesimlerinde, hemen hemen her evde... her ailede var bu pislik.

Akraba evlilikleri neden yasaklanmıyor bu ülkede anlamıyorum... halkın yüzde yetmişi akrabasıyla evli... imam nikahı adı altında affedersiniz bir biri ile cinsel münasebette bulunan bir ülkede elbette töre cinayetleri olur... beraber büyüdüğü amca kızını.. dayı kızını... teyze kızını... kendi nikahına alan bir ülkenin çocuklarından ne beklenir allah aşkına... biri izah etsin bunu... hangi kitapta yazıyor bunlar ?.. neymiş... akraba evlilikleri Kuran'da bile çeşitli ayetlerle sabitmiş... Kuran da öyle rastgele akrabanızla evlenin demiyor... hele hele zorla evlendirmeyi hiç yazmıyor... kız yada oğlanın onayı alınmadan yapılan bir evliliği asla onaylamıyor kutsal kitabımız.... demekki zor durumda kalmadıkça akraba evliliğini asla onaylamıyor Kur'an-ı Kerim.

Akraba evliliği için bazı ayrıcalıklar var, orası çok önemli... Kur'an-ı Kerim:

"Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları (kayınvalideniz)... birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız - eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur - kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları... ve iki kız kardeşi bir arada almanız.... ancak geçmişte olanlar hariç... Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir " (Nisa-23) ayetiyle haram olanların çerçevesini belirledikten sonra, yukarıda temas edip geçtiğimiz Ahzab süresinin 50'ci ayetiyle de şöyle buyuruyor:

"Ey peygamber, biz... ücretlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği (savaş esirlerinden) elinin altında bulunan (cariyeleri), amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendisini (bedelsiz olarak) peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariyeleri) hakkında müminlere ne farz ettiğimizi bildik (onların bu hususta ne yapması lazım geldiğini açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın, (sen bir sıkıntıya, güç bir duruma düşmeyesin). Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir." Dolaysıyle yukardaki ayet, herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek şekilde, neyin yasak olup, neyin olmadığını apaçık göstermektedir.

Bununla beraber, evlenmeyi, sağlık prensiplerine rivayet ölçüleri içinde mubah kılmak başka, izdivaca zorlamak başkadır... Allah insanlara akıl mantık vermiş... belli bir çerçevenin dışındakilerin evlenmelerine yollar açık ve herhangi bir mani yoktur. Ama, aynı zamanda, evleneceklerin sağlık açısından bir araya gelip gelemeyeceklerinin tetkik ve araştırılması neticesinde, şayet bir mahsur bahis mevzu ise böyle bir izdivacın engellenmesinde de sakınca yoktur. Hatta engellemek, yararlı ve insanidir... biz yine de her şeyin en iyisini Allah bilir diyelim ve konumuza devam edelim.

Töre cinayetleri konumuza devam etmeden önce evvela, akraba evlilikleriyle ortaya çıkması muhtemel hastalıklara bir göz atalım:

" İrsi hastalıklar '... yani ana babadan çocuğa 'irsi olarak' geçen hastalıklara verilen addır. İrsi hastalıkları, yakın akraba olan (ana-babanın) çocuklarında, diğer çocuklara oranla daha çok rastlanır. Akrabalar arasında yapılan evliliklerden doğan çocuklarda, ortak ata'dan aktarılan ve irsi hastalığın taşıyıcısı olan genlerden iki tane bulunması ihtimali büyüktür. Az rastlanan irsi hastalıklardan birisi akşınlık... yani (Albinizm)'dir. Akşınların gözlerinde ve saçlarında boya maddesi (pigment) yoktur. Bu hastalık sadece görünüşü bozmakla kalmaz, yarı körlüğe de yol açar.

Veraseti , DNA adı verilen ve 'gen' adlı birimlerde toplanmış olan bir madde gerçekleştirir. Genler organizmanın gelişmesini düzenleyen bilgiyi taşırlar... bazı hastalıklar irsidir ve bu hastalıklara bir enzim yetersizliği yol açar. Vücutta meydana gelen bütün " biyokimyevi" hadiseler, enzimlerin kontrolü altında gerçekleşir. Bütün "birleşimler" ve "çözülmeler" belli bir sıra izlerler. Yani bir madde doğrudan doğruya son ürüne dönüşmez, daha önce çeşitli bileşik dizilerinden geçer. İstenilen son ürünü meydana getirmek için bu dizilerdeki bileşiklerin her birine yeni maddeler eklenir yada çıkarılır. Zeka geriliğine yol açtığı sanılan 'Mongolizm'... yada 'Fenilketonüri' gibi 28 kadar irsi hastalık bilinmektedir... bunlarda yetersiz enzim tespit edilmiştir. Orak hücreli 'Anemi, Talessemi' gibi bazı kan hastalıkları, ayrıca 'Sistinüri', ve 'Galaktosemi' de irsi hastalıklardır... demekki İslam dini illaki akraba evliliklerini teşvik etmemiş, belli bir çerçevenin dışındakilerin evlenmelerini tecviz etmiştir. Ayrıca islam'ın yasaklar çerçevesi içine aldığı akrabalar da küçümsenmeyecek kadar bir yekün teşkil etmektedir.

Ayrıca 'Mamafih', aslında zararlı olan akraba evliliği değil anne-babada mekni bulunup evlenince, katlanıp çocukta ortaya çıkan hastalıklardır. Bir aile, bir sülale, ve bir kabilede bu hastalıklardan biri varsa, aynı sülale içinde aynı hastalığı taşıyan iki kişi izdivaçla bir araya gelince, hastalık ortaya çıkıyor demektir. Yani çocuk annesinde ve babasında mekni bulunan bu hastalığı tevarüs edinmiş oluyor. Şimdi eğer, böyle bir hastalık taşıyan aile; kabile içinde değil de dıştan olsa, hatta evlenenlerin biri Çin'den biri de Türkiye'den gelse hastalık olmayacak mı?.. aksine, kimden ve nereden olursa olsun, çocuğun kaderi olarak ortaya çıkan, anne-baba hastalığı akrabadan olmuş, uzaktan olmuş fark etmez.... asıl mahsurlu olan, iki hastanın bir araya gelmesi, çocukta kamil manada ortaya çıkan bu tür hastalıkla hasta olanların evlenmesidir. Bu tür hastaların evlenmesiyle çocuklarda bir kısım arızalar oluyorsa, hekimler bunu araştırmalı... şayet böyle bir hastalık varsa, bunların evlenmeleri tecviz edilmemelidir. Böyle aynı kabile aynı sülale içinde, izdivaçla ortaya çıkan hastalıklarda hassasiyet gösterildiği gibi, dünyanın ta öbür ucundan alıp evlendireceğimiz kimseler hakkında da titiz davranılmalıdır. Zira aynı hastalık onlarda da olabilir, dolayısıyla aynı vahim netice, onlar için de bahis mevzudur... öte yandan böyle bir meselede belli çerçevenin dışında akraba evliliklerine cephe almakta bir haksızlıktır... ve ilim adına faraziyecilerin işine de çok yaramayacaktır...

Töre cinayetlerine gelince, çok değil birkaç sene öncesine gidiyorum... güney doğuda işlenen bir cinayette kurban giden bir kızın kuzeninin anlattıklarını hatırlıyorum... aslında o kızın katili ne babası nede kardeşleriydi... Feodalite nin kadınlar üzerinde yarattığı baskı, kadının pasif erkeğin aktif olduğu ve namusun bacak arasında değil kafatasında olduğunu halen kabüllenemeyen zihniyettir onun katili... o ve onun gibi bir çok genç kız aşiretçiliğin getirdiği kurallar doğrultusunda yaşamak zorunda bırakıldı seneler boyu... aslında herşeyin çıkış noktası "töre" denilen illettir... töreye göre yöredeki genç kızlar okutulmuyor, dışarı çıkmaları engelleniyor, erkeklerle görüşmeleri, bakışmaları yasaklanıyor... kısacası kadının seçme hakkı elinden alınıyor... kadın sadece seçilebilir veya uygun görülen kişi ile evlenebiliyordu... bakın 17 yaşında zorla evlendirilen genç kız şöyle diyor:

1984 Urfa doğumluyum, okumayı çok istedim, derslerimde çok süperdi, benim ailem değil de sülalem izin vermedi okumama... dayılarım falan... Urfa'nın bazı adetleri vardı, kötü alışır diye kadına fazla hak tanımıyorlar, oradan, buradan kötü örnekler alır diye okutmadılar, sekizinci sınıftan diplomamı aldım, başarı ile çıktım, bekar olarak ev işleri ile uğraştım, babam hep Almanya'dan izine gelip gidiyordu, benden habersiz babam bana hiç söylemeden Almanya'da kendi aralarında benim evlenmem için bir aile ile konuşmuşlar, ben Türkiye'de bile hiç evlenmeyi düşünmüyordum, çünkü yaşım küçüktü, okumayı çok seviyordum, babamdan değil de, nışanlı olduğumu komşulardan öğrendim'... görüldüğü gibi töre insan hayatını etkiliyor ve aynı zamanda kritik kararların alınmasında da önemli rol oynuyor... örnegin zina yapan kadın, kocasını aldatan kadın, yada adı bir şekilde çıkmış kadının töreye göre öldürülmesini düşünenler yüzde %40, kulağının kesilmesi, burnunun kesilmesi gibi cezaları ön görenler yüzde %35, boşanmayı düşünenler ise yüzde %25 lik bir kısım... rakamlarla açık olarak ifade ettiğim gibi yöreden aşiretçiliği silmek, törenin etkisini kaldırmak ve kadın erkek eşitliğini getirmek oldukça zor görünüyor... objektif olarak bakılırsa kadın cinayetlerinin çoğunun arkasında namus cinayetleri var, fakat bitmek bilmeyen kan davaları, ailelerin intikam savaşları mevzuya farklı bir bakış acısı katarak olayı içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Aşiret ve ağalık sistemi doğrultusunda aşiretler arasında çekişmeden kan davaları meydana geliyor... bu kan davalarında gençler oluyor... aşiretten kaçmak için okulu bırakan yaşamını bir kaçak gibi geçiren öğrenciler var bu ülkede... töre cinayetlerinin kurbanıdır bu insanlarda... aslında kim dur diyebilirki bu töreye... ne bir araştırma komisyonu, ne de televizyonlarda çıkan haberler... bunu durdurmanın tek yolu eğitim... eğitim... eğitim... bölgenin tek sorunu eğitimsizlik... eğitimle çözülmeyecek herhangi bir sorun henüz yaratılmamıstır. Kısacası bunu yapanda... yaptıranlarda asla iflah olmazlar... düzelmesi icin şimdiye kadar hiçbir şey yapılmamış, bundan sonra da engellenmesi için doğru dürüst bir adım atılmamıştır... aslında şaşılacak hiçbir şey yoktur... hiçbir şey... öyle ikiyüzlü toplumuz ki, öyle kolay inanıyoruz ki, kendi başımıza karar almakta o kadar aciziz kalmışız ki... bunun adına töre deniyor...

Ülkemiz toprakları son dönemde bilinçsiz ve kontrolsüz bir vahşet dalgasıyla boğuşuyor... trafikte çok basit bir hatadan dolayı başlayan küçük bir tartışma bile... bir ölü, iki yaralı gibi vahşi sonuçlar doğuruyor... bıçaklamalar, yaralamalar artık haber değeri bile taşımıyor... bu vahşet dalgasının en can yakıcı, en yürek burkucularından biri de "namus cinayetleridir"... evet cinayetler arasında bu daha üzücü bu daha hafif atlatılır gibi bir değerlendirme yapılamaz tabii ki... ancak kişisel olarak ben bu öldürülen kadınların hikayelerini okuduğumda kelimenin en hafif anlamıyla kendimi çok "kötü" hissediyorum.... neredeyse hepsinin hikayesi birbirine benziyor, tek suçları bu zaman diliminde bu topraklarda kadın olarak doğmuş olmaları. İşin garip tarafı "namus cinayetleri" konusunda toplumun bir çok kesiminden bir çok insan ses vermekteyken en çok ses vermeleri gereken insanlar ve kurumların üzerlerine ölü toprağı serpilmişçesine sessiz kalmaları... nedense Dtp, Pkk, milletvekilleri, belediye başkanları... yani kürt hareketi, konu "namus cinayetlerine" gelince süt dökmüş kedi gibi sessizleşiyorlar... peki ama "namus cinayetleri", kürt illerinin çatışmalar dışında son yıllarda en önemli konularından biri değil mi?.. neden susuyorsunuz..?

Kürtçenin yasal olarak öğrenilebilmesi için yirmi kaplan gücünde mücadele eden bu insanların kürt illerinde öldürülen kadınlar için parmak bile kaldırmada tereddüt etmeleri... utanmaları gereken bir gerçektir. Bu olayın çıplak gerçeğiyle karşılaşmak için "töre cinayetlerinin" cenazelerini televizyonlarda izlemek yeterli... Mardin'de, Sivas'ta, Batman'da, Şırnak'ta, şurda burda töre cinayetleri oluyor, ve bu insanların cenazeleri üç beş kişiyle sessiz sedasız kaldırılıyor... sanki cenazesi kaldırılan insan çok iğrenc, utanılası bir şey olmuş gibi... cenazedeki üç beş kişiyi oluşturanlarda feminist hareketten, amargiden insanlar... Dtp ve pkk eylemlerine otobüsler kaldırıp yüzlerce kadını eylem alanına yığan ve "alın işte benim kitlem" diyen... bu güçteki bir hareket acaba töre cinayetlerine neden bir iki kişiyle bile katılamıyor... Hollanda'da pkk sempatizanı bir tanıdığım doğuda ne kadar güçlü bir halk hareketi olduklarını, TC' nin doğuda esamesinin okunmadığını bana anlatmak için "peynir fiyatlarını bile pkk belirliyor" demişti. böyle güçlü bir örgütlenmenin cenazelere gönderecek 10 kişisi de mi yok? Ayıptır, günahtır, insanlığa yakışmaz... insan olan bunu yapmaz.... günler geçiyor aylar geçiyor liste uzuyor... Ayşe, Fatma, Fadime Meryem... gün gelir bu sucsuz günahsız, dünyada gün yüzü görmemiş kızların kanı sizi de boğar...

Konuyu toparlayacak olursak töre cinayetleri aslında Türkiye'nin bir başka yüzüdür... töre ve namus cinayetleri bu ülkenin sürekli kanayan bir yarasıdır... insanların önüne töre diye sunulan şeyin vahşetten öteye gitmediğinin göstergesidir belkide... gün geçmiyorki biri töre ve namus cinayetlerinden dolayı hayatını kaybetmesin... evet bunların bir kısmı duyuluyor ve zamanla siliniyor hafızalardan, bir kısmı için insanlar mektuplar yazıyor... mecliste konu araştırılıyor, araştırma komisyonu kuruluyor fakat sonuç yine aynı... aynı düşünce kafalardan silinmek bilmiyor... töre ve namus cinayetleri her gün yeni bir drama sahne oluyor, her gün yeni insanların hayatı kararıyor.. özellikle doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde bu cinayetlere sıkca rastlanması bölgede egitimsizliği ve biliçsizliği gözler önüne seriyor... bölgede kadınlar ayrımcılığa tabi tutuluyor ve toplumdan soyutlanarak şiddete maruz bırakılıyor... ceşitli hakları elinden alınan kadının sesi bölgede bu şekilde bastırılmış oluyor... bu vesile ile artık töre ve namus cinayetlerinden çok bölgede artan kadın intiharlarını duyar olduk... bölgede kadın başına gelecekleri bildiğinden "beni nede olsa öldürecekler, fakat ben onlara o hakkı vermeyecegim" diyerek kendi canına kıyıyor...

Avrupa birliği hesapları yaptığımız şu günlerde çağlar önce unutulması gereken bu ilkelliğe bir örnek te geçtiğimiz günlerde yaşandı... Yasemin Çetin isimli genç kız eniştesinin tecavüzüne uğradıktan sonra öldürüleceğini bildiğinden kimseye konuyu açamamıştı... çünkü biliyordu ki toplumda erkek eğemendi, olay ortaya çıksa tecavüz edilmesine rağmen, yani mağdur olmasına rağmen suçlu o olacak, infaz edilecekti... kimseye söylemedi.. hamile kaldı... annesine açtı konuyu... ana yüreği dayanamadı kurtaj yaptırdı küçük Yasemini.. imam nikahı ile evlendirdiler onu... ertesi gece kapıya gelen kocası 18 yaşındaki Yasemini defol malı gibi görerek ailesinin üzerine itti ve "bakire çıkmadı" diyerek ailesine teslim etti... sonunda ağabeyi tarafından infazı gerçekleştirildi... gerekçe; "namusumu temizledim... töre yerini buldu.." töreniz batsın.

Namus cinayetleri dünyanın her yerinde işlenmektedir... bu tür cinayetlerde katil, aldatılan kişidir... ve katlini, kendi özgür iradesi ile işlemektedir... acıdır. Töre cinayetlerinde ise, çoğunlukla aldatılan kişiden daha çok, aldatan kişinin yakın akrabası katil olmaktadır... ve bu katil, katlini kendi iradesi ile değil, aile meclisinin kararı, yada törelerin işleyisi ile gerçekleştirir... bu, daha da acıdır. Yani, her namus cinayeti, töre cinayeti olmadığı gibi, her töre cinayeti de, namus cinayeti değildir... töre cinayetleri değişik yörelere göre din, inanç ve kültür uzantılıdır, namus cinayetlerinden ayrı olarak incelenmelidir. Ülkemizi dünyaya küçük düşüren töre cinayetleri Türkiye koşullarında ilkelliğin göstergesidir... bu bir ayıptır... Türk milleti bu ayıptan kurtulmak zorundadır.                       Bu sitenin bütün hakları saklıdır - copyright © 2008-2017 gezmek.org                                                                                                               

 
 
to Top of Page