Dış Ticaretin Yarar ve Sakıncaları
Mutlak veya karşılaştırmalı üstünlüğe göre uzmanlaşma, dış ticaret işlemine girişen her iki tarafın da kazançlı çıkmasına neden olmaktadır. Ancak bu ülkelerde faaliyette bulunan her ekonomik birim bu kazanımdan eşit ölçüde yararlanamaz. Hatta bazı kişi ve firmalar ekonomik anlamda bir kayıpla bile karşı karşıya kalabilirler.
Tüketicilerin Elde Ettiği Yarar
Dış ticaretin söz konusu olmadığı bir ortamda yapamayacağınız bazı şeyler söz konusudur. Örneğin, serada kakao yetiştirilemediğine göre, dış ticaretin olmadığı bir ortamda Türkiye'de çikolata yiyemezdik. Ekvator isimli ülkeden satın almak yerine kakaoyu kendimiz yetiştirmeye çabalasaydık katlanmamız gereken maliyet çok yüksek olacağı için yine çikolata yiyemeyecek, üstelik kaynak israfına neden olacaktık. Ancak, yukarıdaki bölümde de ele aldığımız gibi, ithal edilen birçok mal ve hizmet aynı zamanda yurtiçinde üretilen mal ve hizmetlerdir. Bu durum direkt olarak artan maliyetlerin bir sonucudur. Yerli firmalar tarafından üretilen ve aynı zamanda ithali de yapılan bu mallara ithalata rakip mallar adı verilmektedir. Tüketiciler daha geniş bir mal demetinden seçim yapma olanağına sahip oldukları, ithal edilen mallar daha ucuz veya kaliteli olduğu için ithal malların mevcudiyetinden yarar sağlamaktadırlar. Öte yandan, ithal edilen malların yol açtığı rekabet nedeniyle yurtiçinde üretilen malların fiyatları da düşük düzeyde kalmakta veya kalitelerinde bir artış ortaya çıkmaktadır.
Bildiğiniz gibi ülkemizde muz üretiminde ithalatın neden olduğu rekabet oldukça güçlüdür. Dış ticaretin söz konusu olmadığı bir ortamda 1 kg muz için denge fiyatı 2 milyon liradır ve tüketiciler bu fiyattan yılda 300 bin kg muz satın alabilmektedirler. Buna göre muza yapılan toplam harcama 2 milyon TL x 300 bin kg = 600 milyar TL olur. Diğer ülkeler muz üretiminde Türkiye'ye göre karşılaştırmalı üstünlüğe sahipse muzu daha düşük maliyetle üretme ve dolayısıyla daha düşük fiyattan satma olanağına sahiptirler. Örneğin, karşılaştırmalı üstünlüğe sahip bu ülkelerin muzu kilogramı 1 milyon liradan sattıklarını kabul edelim. Serbest ticaretin söz konusu olması durumunda, tüketiciler artık 1 milyon liralık fiyattan 500 bin kg muz tüketebilmekte ve bunun için yapılan toplam harcama 500 milyar lira olmaktadır. Muzun kilogram başına fiyatı 1 milyon liraya düştüğü zaman yerli üreticiler sadece 100 bin kg muz yetiştirdikleri için yurtiçi talep yurtiçi arzı aşmakta ve 400 bin kg muz ithal edilmektedir.
Yukarıda yaptığımız uyanda ifade edilen durumun gerçekleşmesi, yani ABD'nin hem kola hem de bilgisayar üretiminde Türkiye'ye göre mutlak üstünlüğe sahip olması durumunda uzmanlaşma ve uluslararası ticaretin Türkiye açısından yararlı olamayacağını düşünüyorsanız, bu düşünceniz doğru değildir. Uzmanlaşmanın ve uluslararası ticaretin böyle bir durumda bile neden yararlı olduğunu anlayabilmek için aşağıdaki örneği ele alalım. Türkiye 1 birim kaynak kullanarak 1 tane bilgisayar veya 4000 şişe kola üretebilirken, ABD 1 birim kaynak kullanarak 2 tane bilgisayar ve 5000 şişe kola üretebilmektedir. Bu durumda ABD hem bilgisayar, hem de kola üretiminde Türkiye'ye göre mutlak üstünlüğe sahip görünmektedir. Her iki ülkede kaynak dağılımı yeniden organize edilerek, dünya bilgisayar ve kola üretimini arttırmak mümkündür. Eğer ABD kola üretiminde kullandığı 2 birim kaynağı bilgisayar üretimine kaydırırsa 4 adet daha fazla bilgisayar üretirken, kola üretimi 10000 şişe azalacaktır. Öte yandan Türkiye bilgisayar üretiminde kullandığı 3 birim kaynağı kola üretimine kaydırırsa kola üretimini 12000 şişe arttırırken bilgisayar üretimini 3 adet azaltacaktır. iki ülkedeki kaynakların yeniden dağılımı sonucunda dünya bilgisayar üretimi 1 adet, kola üretimi ise 2000 şişe artmaktadır. ABD hem bilgisayar hem de kola üretiminde Türkiye'ye göre mutlak üstünlüğe sahip olmasına karşın, ABD'nin bilgisayar üretiminde, Türkiye'nin de kola üretiminde uzmanlaşması dünya üretim miktarının artacağını göstermektedir.
Bir ülke, diğer ülkelere göre üretimini daha etkin olarak gerçekleştirdiği mallarda karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Yukarıdaki örnekte ABD bilgisayar üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Bir ülke bir malın üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahipse, karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu malın üretiminde uzmanlaşmalı ve diğer malı ithal etmelidir. Burada dikkat edilecek nokta uzmanlaşmanın ve uluslararası ticaretin mutlak değil karşılaştırmalı üstünlüğe bağlı olarak ortaya çıkmasıdır.
Yukarıda yaptığımız açıklamalar ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları mal ve hizmetlerin üretiminde uzmanlaşmalarının uygun olacağını ortaya koymaktadır, işgücünün nispeten bol, sermayenin kıt bir kaynak olduğu ülkeler tekstil ve hazır giyim gibi emek yoğun endüstrilerde uzmanlaşma eğilimindedirler. İşçi başına daha büyük miktarda sermayeye sahip olan diğer ülkeler ise sermaye yoğun malların üretiminde, yani yüksek teknolojili endüstrilerde uzmanlaşma eğilimindedirler. En iyi oldukları alanda uzmanlaşarak ve ürettikleri malları diğer ülkelerle (bunların en iyi oldukları alanda ürettikleri ile) değiş tokuş ederler. Böylece her iki grup da üretimlerinin değerini ve yaşam standartlarını maksimize etmektedirler. Sonuç olarak, üretimde uzmanlaşma her ulusun üretim fazlasını satma ve karşılığında üretmediğini satın alma şeklinde bir ticarete girmesini gerektirmektedir.
Artan Maliyetler ve Uzmanlaşma
Kimi zaman uzmanlaşma tam olarak gerçekleşir. Örneğin, Türkiye ve ABD arasında fındık ve yonga (chip) üretimi konusunda tam uzmanlaşma söz konusudur. Türkiye herhangi bir şekilde yonga üretmemekte, ABD de ticari anlamda fındık yetiştirmemektedir. Ancak birçok üründe uzmanlaşma kısmidir. Örneğin, Türkiye'de 2002 yılında satılan otomobillerin büyük bir bölümü ithaldir. Buna karşın Türkiye'de de otomobil üretimi ve hatta ihracatı devam etmektedir. Benzer şekilde, ABD tekstil ürünlerini büyük ölçüde ithal etmekte, ancak bu ülkede de tekstil üretimi devam etmektedir. Günümüzde tam uzmanlaşma yerine, daha çok karşımıza çıkan durum sınırlı uzmanlaşmadır.
Sınırlı uzmanlaşmanın altında yatan faktör artan maliyet (veya azalan verim) olgusunun varlığıdır. Türkiye, Almanya'nın ürettiği elektronik malzeme ile rekabet gücüne sahip elektronik cihaz üretebilir. Elektronik cihaz üretiminde vasıflı işgücü ve sermaye teçhizatı arzının sınırlı olması nedeniyle, Türkiye daha yüksek üretim maliyetlerine katlanmaksızın yurtiçi ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde elektronik cihaz üretimini arttıramaz.
Günümüzde her ulusun veya ülkenin çeşitli nedenlerden dolayı daha uygun koşullarla ürettiği mallar ve mal grupları vardır. Fakat yine bir ulusal ekonominin veya bir ülkenin gereksinimleri bu mal gruplarının sınırları dışına taşmaktadır. Bu durumda dış ticaretten yararlanmak istenmiyorsa, en elverişli koşullarla üretilen malların bir kısmından vazgeçip o alandan çekilen üretim faktörlerini gereksinim duyulan öteki malların üretimine kaydırmak gerekir. Yalnız bu durumda dikkat edilecek husus şudur: Gereksinim duyduğu her maldan üretimde bulunan böyle ulusal bir ekonomi elindeki olanaklarla maksimum refahı elde etmiş bulunmakta mıdır? Bunun yanıtı açıkça hayır olacaktır.
Bir ülke, gereksinimi olan bütün malları üretmeye yöneleceğine en uygun koşullarla ürettiği malların bir kısmını başka ülkelere satarak gereksinim duyduğu diğer malları satın alırsa maksimum refaha doğru bir adım atmış olur. Başka bir değişle her ülke uygun koşullarla ürettiği malları ihraç edip, uygun olmayan koşullarla üretmek durumunda bulunduğu malları ithal ederek gereksinimlerini gidermelidir. Uluslararası ekonomi basit varsayımlara dayalı olarak, bir ülkenin hangi malda uzmanlaşarak dış ticarete girmesi gerektiğini, dış ticaret fiyatının nasıl oluşacağını inceler. Bu kavramlar uluslararası ticaret kavramının kapsamını oluşturur.
Uluslararası ekonomi politikalarının temel ilkesi uluslararası uzmanlaşma ve iş bölümünün sağladığı olanaklardan geniş ölçüde yararlanmak şeklinde ifade edilebilir. Uluslararası ticari faaliyetler, ülke yasalarının, siyasal ve ekonomik sistem ve politikalarının, paralarının, dil ve geleneklerinin, piyasalarının farklı oluşundan ülke içindeki ticari faaliyetlerden önemli ölçüde farklı ve daha karmaşıktır. Özellikle ülkeler arası ticaretin karşılaştırılmasında önemli sorunlar oluşturabilir. Ekonomi bilimi bir yandan uluslararası ekonomik ilişkilerin bu şekilde gelişimini izleyerek bu ilişkilerin kapsamını, nedenlerini, etkilerini açıklarken; öte yandan bu ilişkileri yönlendirmeye yarayan politikaları, araçları ve uluslararası bütünleşme girişimlerini inceleme, araştırma ve açıklama kapsamı içine almış bulunmaktadır.
Belirtmek gerekir ki, uygulamada dış ekonomik ve mali ilişkileri ifade etmek için çoğu kez "dış ticaret" deyimi kullanılır. Bu terim işlemlerin kapsamını daralttığı kuşkusuzdur. çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi, dar anlamda dış ticaret kavramı uluslararası mal ve hizmet akımlarını belirtip sermaye, teknoloji ve emek gibi faktör akımlarını kapsam dışında bırakmaktadır. Böyle bir kullanım alışkanlık sonucu olabileceği gibi, çoğu ülkeler için dış ekonomik ilişkiler için de en önemli yeri dış ticaretin tutmasıyla da ilgili olabilir. O bakımdan dış ekonomik ilişkileri geniş anlamda ele almak gerekir
ithalat ve ihracatın bir diğer kategorisi de hizmetler ticaretidir. Hizmetler ticareti de dünya ekonomisinin hızla büyüyen bir bölümünü oluşturmaktadır. Örneğin, Türkiye'de ithal edilen hizmetler içerisinde en yüksek pay yüzde 45 ile dış borç faiz ödemelerine aittir. Türk vatandaşlarının diğer ülkelerde seyahat ederken yaptıkları harcamalar ithal edilen hizmetler kategorisinde yer alır. Türk turistlerin ve işadamlarının yurtdışındaki harcamaları hizmet ithalatı içinde payı en hızlı artan kalem konumundadır. Aynı mantık turizm gelirleri açısından da geçerlidir. Bu nedenle Türkiye'ye gelen turistlerin Türkiye'de yaptıklan harcamalar hizmet ihracatı içerisinde yer almaktadır. Türkiye'nin hizmet ihracatında en önemli pay yaklaşık yüzde 40 ile turizm sektörüne aittir.
2002 yılı verilerine göre, Türkiye 40.9 milyar dolar değerinde mal, 6.9 milyar dolar değerinde hizmet olmak üzere toplam 47.8 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirmiştir. Buna göre 2002 yılında yaptığımız her 100 dolarlık harcamanın yaklaşık 25 doları ithal edilen mal ve hizmetlere yapılmıştır. Türkiye ekonomisi yaratılan GSMH açısından dünyanın 22'nci büyük ekonomisi olduğu için, birçok ülkeyle karşılaştınldığında bu oran yüksek bir oran değildir. Örneğin bu oran ABD'de yüzde 12.5, Almanya ve ingiltere'de yüzde 25, Hollanda'da ise yaklaşık yüzde 45 düzeyindedir. Ancak geçmişe dönük bir değerlendirme yapıldığında, bundan 10 yıl önce her 100 dolarlık harcamanın 10 dolarını ithal mallara harcadığımız düşünülürse ithalatta önemli bir artış olduğu görülebilir.
Üreticilerin ve Çalışanların Elde Ettiği Yarar
Birçok üretim dalı ve bunlarda çalışan işçiler dış ticaretten çeşitli biçimlerde yararlanmaktadır. Yurtiçindeki bazı endüstriler ancak yurtdışından sağlanabilen hammaddeye bağlı olarak üretim yapıyor olabilirler. Benzer şekilde, bazı firmalar da ürettikleri mallar için yurtdışında üretilen yarı tamamlanmış ürünleri kullanabilirler. Öte yandan yurtiçinde mal üretiminde kullanılmak üzere makine ve teçhizat ithalatı da söz konusu olabilir. Dış ticaretin üreticilere ve işçilere sağladığı en önemli avantaj ihracata dönük sektörler açısından pazar sağlamasıdır. Örneğin, 2002 yılında Türkiye 24.4 milyar doları mal (bavul ticareti ve transit ticaret dahil), 14.8 milyar doları da hizmet ihracatı olmak üzere toplam 39-2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. Çoğu zaman ihracatın ülke içinde iş olanakları yarattığını görmemize karşın, ithalatın da nakliye, dağıtım ve satış işlemleri için iş olanağı ve gelir yarattığını gözden kaçırırız. Daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağımız gibi, 2002 yılında gerçekleşen toplam ihracat 39.2 milyar dolar, toplam ithalat 47.8 milyar dolar olduğu için net ihracat değeri -8.6 milyar dolar olarak belirlenmektedir. Bu rakam GSMH hesaplanırken negatif bir değer olarak göz önüne alınmakta, bir diğer deyişle GSMH'yı azaltıcı yönde etkilemektedir.
İthalata Rakip Mallar Üreten Firmalar ve İşçilerin Kayıpları
Ülkedeki bazı sektörlerin karar alıcılar üzerinde ithalata karşı koruma önlemleri alınması konusunda yaptıkları baskılar dış ticaretten kimin kayba uğradığı konusunda iyi bir göstergedir. Ülke içinde birçok sektör (otomobil, hayvancılık, iplik gibi) ithalata karşı kendilerinin korunmasını talep etmekte ve bu konuda çeşitli baskı grupları (işveren ve işçi sendikaları gibi) çeşitli girişimlerde bulunmaktadırlar. Bu sektörlerde fabrikaların kapanmasının ve çalışanların işlerini kaybetmesinin ülke içinde çeşitli güçlüklere yol açacağı açıktır.
Çalışanlar ve ithalata rakip mallar üreten endüstriler için serbest ticaret maliyetli olabilir. Ancak bu maliyetlerin yurtiçi rekabet sonucu ortaya çıkan maliyetlerden farkı yoktur. Örneğin, otomobil ve kamyon sektörünün rekabeti nedeniyle demiryollarının uğradığı kayıpları düşünürseniz sorunu kolayca kavrayabilirsiniz. Bu nedenle piyasa mekanizması maliyetlere ve tüketicilerin talebine göre kaynakların en etkin kullanım alanlarında kullanılmasını sağlar. Bu mekanizmanın yurtiçinde mi, yoksa yurtdışında mı olduğu önemli değildir.
Bir ekonomide ithalat nedeniyle bazı sektörlerin satışları azalır, ihracat nedeniyle bazı sektörlerin satışları artarsa sermaye ve işgücünün satışların azaldığı sektörlerden arttığı sektörlere doğru kayması gerekir. Burada sorun söz konusu üretim faktörlerinin birbirlerini tam ikame edememeleri olasılığıdır. Bu durumda üretim faktörlerinin bir üretim kolundan diğerine aktarılmaları sürecinde bazı güçlükler yaşanacaktır. Örneğin, ithalat nedeniyle yerli otomobil üretiminin azaldığını, ihracat nedeniyle tekstil üretiminin arttığını düşünelim. Böyle bir durumda Bursa'da-ki otomobil endüstrisinde çalışan ve işini kaybeden bir işçi, tekstil sektöründe üretimin yoğun olarak gerçekleştirildiği bir başka kente gidemeyebilir. Öte yandan, özellikle sabit sermaye mallannın mobilitesi çok daha düşüktür. Yukarıda verdiğimiz örneği göz önüne alırsak, otomobil üretiminde kullanılan makinelerin tekstil ürünleri üretiminde kullanılması mümkün değildir. Üretim faktörlerinin endüstriler arası geçişi tedrici olarak gerçekleşir ve geçiş süreci oldukça yavaş ve sancılı olabilir. Örneğin, ABD'de dış rekabet nedeniyle işini kaybeden işçilere Dış Ticarete Uyum Yardımı adı altında bir işsizlik ödemesinde bulunulmaktadır.
Uluslararası Mal Fiyatları
Uluslararası ticaret çeşitli ülkelerdeki mal fiyatlarının eşitlenmesini sağlar. Muz ticaretinin serbest bırakılmasından önce Türkiye'de muz oldukça pahalı bir meyve iken Ekvator'da oldukça ucuzdu. Uluslararası ticaretin serbest bırakılması ile arzdaki artış sonucu Türkiye'de muz fiyatı düşme eğilimine girerken, artan talep sonucu Ekvator'da artma eğilimi gösterecektir. Bu uyum sürecinin sonunda, nakliye maliyetleri ve ithalatta alınan vergiler hariç, iki ülkede fiyat eşitlenme eğiliminde olacaktır
Ülkeleri Dış Ticarete İten Etkenler
Bir ulusal ekonominin dünya ekonomisi ile olan ilişkilerinin nedenlerini dört grupta toplayabiliriz. Şöyle ki bir kısım malların ihracı bazı malların arzının aşırı bolluğudur. Dış ticarete neden olan diğer bir faktörde, yerli üretimin ülke gereksinimlerine göre kıt (yetersiz) oluşuyla ilgilidir (ithalat). Bir grup malın ticareti de ülkeler arasındaki fiyat farklılıklarına bağlanabilir. Son olarak bir grup malın ticareti ise ürün farklılıklarından ileri gelmektedir. Şimdi ülkeleri dış ticarete iten nedenlere daha yakından bakalım.
Yurtiçi Talep Karşılandıktan Sonraki Üretim Fazlası
Endüstri devriminden önceki dönemlerde ekonomilerin temel sorunu üretimin nasıl arttırılması gerektiği iken, bu sanayileşme hareketinden sonra üretilen ürünlere pazar bulunması ve uluslararası piyasaların nasıl genişletileceği temel sorun oldu. Ülke içindeki talep karşılandıktan sonra üretim fazlası, ülkelerin dış ticarete girmesini zorunlu konuma getirmektedir.
Yerli Üretimin Yetersizliği
Dış ticarete neden olan önemli faktörlerden biri de, belirli malların bazı ülkelerde hiç üretilmemesi yada yerli üretimin iç talebi karşılamaya yeterli olmamasıdır. Günümüzde hiçbir ülke kendi kendine yeterli (otarşi) değildir. Doğal kaynakların yeryüzünde dengesiz dağılımı, teknik bilgi ve uzman emeğin yetersizliği, ekonomik gelişme farklılıkları üretim yetersizliğine neden olarak, ülkeleri dış ticarete yönlendirmektedir.
Uluslar arası Fiyat Farklılıkları
Ülkeler ararsında üretim maliyetleri farklıdır. Teknoloji ve ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerinin farklılıkları üretim maliyetini etkilerken aynı zamanda ülkeler arasında verimlilik farklarına da neden olur. Verimlilik farklarından dolayı ülkeler ürettikleri bütün malları değil, bunların içinden en ucuza üretebildikleri malları yurt dışına satarken, daha yüksek maliyetle ürettikleri malları ithal etme yoluna gideceklerdir.
Mal Farklılaştırması
Belirli bir mal grubunu üreten firmalar topluluğuna endüstri denir. Endüstri içindeki bu firmaların ürettikleri mallar birbirinin benzeri olmakla birlikte tıpa tıp aynı değildir. Malların dış görünüşü, kullanılışı veya faktör bileşimi farklıdır. Bunun nedeni tüketici tercihlerinin birbirinden farklı olmasıdır. Oldukça geniş bir mal grubu içinde yerli ve yabancı mallara olan talep yapısı da farklılık gösterir.
Dış Ticaret ve Mutlak Üstünlük
Ticaretin sağladığı yararı görebilmek için aşağıdaki örneği ele alalım. Varsayalım ki Türkiye 1 birim kaynak kullanarak 2 bilgisayar veya 5000 şişe kola üretebilmektedir. Öte yandan ABD aynı 1 birim kaynağı kullanarak 1 bilgisayar veya 10000 şişe kola üretebilmektedir. Belirlediğimiz bu üretim olanakları geçerli iken, iki ülkenin birbirleriyle ticari ilişki içerisine girmelerinin yarar sağlayıp sağlamayacağını araştıralım. Eğer uluslararası ticarete olanak sağlıyorsak hangi ülkenin hangi malın üretimini gerçekleştirmesi ve hangi malı ithal etmesi gerektiği sorusunu cevaplandırmamız gerekmektedir. Önce her iki ülkenin de iki malın üretimini de gerçekleştirmeleri durumunda neler olacağını düşünelim.
Türkiye 1 birim kaynak kullanarak 2 bilgisayar veya 5000 şişe kola üretebiliyorsa, kola üretiminde kullanacağı 1 birim kaynağı bilgisayar üretimine kaydırdığı zaman bilgisayar üretimini 2 adet arttıracak ve kola üretimini 5000 şişe düşürecektir. Öte yandan ABD 1 birim kaynak kullanarak 1 adet bilgisayar veya 10000 şişe kola ürettiğine göre, bilgisayar üretiminde kullanacağı 1 birim kaynağı kola üretimine kaydırarak, kola üretimini 10000 şişe arttırırken bilgisayar üretimini 1 adet azaltacaktır.. Her iki ülkedeki kaynak dağılımının yeniden organize edilmesi ile dünya bilgisayar üretimi 1 adet, dünya kola üretimi ise 5000 şişe artmaktadır.
Buna göre bir ülke (örneğimizde Türkiye) bilgisayar üretiminde uzmanlaşırken, diğer ülkenin (örneğimizde ABD) kola üretiminde uzmanlaşması yararlı olacaktır. Çünkü bu tür bir uzmanlaşma dünya bilgisayar ve kola üretimini arttırırken, her iki ülkenin yaşam standardında da bir artışa neden olacaktır. Şüphesiz bu örnekte verdiğimiz türden bir uzmanlaşma gerçekçi değildir, ancak bu basit örnek temel ilkelerin anlaşılması açısından yararlıdır. Zira yukarıda verilen örnekte bir ülke (Türkiye) bir malın üretiminde (bilgisayar) diğer ülkeye (ABD) göre mutlak bir üstünlüğe sahipken, ikinci ülke (ABD) bir başka malın (kola) üretiminde ilk ülkeye (Türkiye) göre mutlak üstünlüğe sahip olmaktadır. A ülkesi belirli bir malı B ülkesine göre daha az kaynak kullanarak üretiyorsa, bu malın üretiminde A ülkesinin B ülkesine göre mutlak üstünlüğe sahip olduğu söylenir.
Yukarıdaki örnekte Türkiye bilgisayar üretimini ABD'ye göre daha az kaynak kullanarak gerçekleştirdiği için, bilgisayar üretiminde Türkiye ABD'ye göre karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Buna karşılık, ABD kola üretimini Türkiye'ye göre daha az kaynak kullanarak gerçekleştirdiği için ABD'nin kola üretiminde Türkiye'ye göre mutlak üstünlüğe sahip olduğunu söylemek mümkündür. Böyle bir durumda her ülkenin mutlak üstünlüğe sahip olduğu malın üretimini gerçekleştirmesi ve diğeriyle ticari ilişki kurarak ticaretten yararlanması gerekir. Örneğimizde Türkiye bilgisayar üretimini, ABD de kola üretimini gerçekleştirerek refah düzeylerini arttırabilirler. Türkiye ihtiyaç duyduğu kolayı ABD'den ithal ederek ve karşılığında ABD'ye bilgisayar ihraç ederek uluslararası ticaretten yararlı çıkabilirler. Unutmayınız ki Türkiye ve ABD bu şekilde davranarak her iki malın üretiminde de bir artış gerçekleştirmektedirler.
Ekonomik Kalkınmada Dış Ticaretin Rolü
Ekonomi teorisinde, kalkınma, gelişmekte olan ülkelerde milli gelir artışları sonucunda üretim tekniklerinde, sosyal ve kurumsal yapıda meydana gelen yapısal değişikleri kapsamaktadır. Dış ticarette, kalkınma süreci içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Hatta küreselleşmenin yaşandığı günümüzde, dış ticaretin katkısı olmadan kalkınmanın sağlanamayacağı yaygın bir görüştür. Bu yüzden, ekonomi teorilerinde, dış ticaret ve ekonomik kalkınma en çok incelenen konular arasında yer almaktadır. Bu incelemeler ışığında, dış ticaretin ekonomik kalkınmaya etkileri konusunda birçok farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu konuda ki tartışmaların bir kısmı dış ticareti açıklamak için öne sürülen Ricardo'nun geliştirdiği Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisinin az gelişmiş ülkeler üzerindeki geçerliliği konusunda olmuştur.
Bugün Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya dışında ülkelerin az gelişmiş ülkeler kategorisinde olduğu görülmektedir. Yeni dünyanın büyük bir bölümü az gelişmiş ülkelerden oluşmaktadır. Az gelişmiş ülkelerin genel karakteristik özelliklerine bakıldığında, kişi başına düşen ortalama reel milli gelirin düşük olduğu, nüfusun büyük bir kesiminin tarım sektöründe ve ilkel aktivitelerde (maden ve tarım sektöründe) çalıştığı, yaşam süresinin kısa ve nüfus artış hızının yüksek olduğu, okur-yazar oranının düşük olduğu görülmektedir. Dış ticaret açısından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik ilişkilerinin temel karakteristik özelliği ise, az gelişmiş ülkelerin gıda ve hammadde ihracatı karşılığında sanayileşmiş ülkelerin sanayi malları ihraç etmesidir. Fakat, bu ayrım zaman içerisinde değişim göstermiştir. Şöyle ki, sanayileşme sürecinde olan bazı az gelişmiş ülkeler sanayi malları üretiminde ve ihracatında önemli ilerlemeler sağlamış, özellikle bu ülkelerin ihraç etmekte oldukları ürünler arasında elektronik aletler, demir-çelik, tekstil vs. ürünler ön plana çıkmıştır. Zaten, kalkınmanın amacı da az gelişmiş ülkelerin tarıma dayalı ekonomik yapısını ileri teknolojiye dayalı ve sanayi malları üreten bir ekonomik yapıya dönüştürmektir.
Ekonomik kalkınma, ülkelerin iç dinamiklerine bağlı bir olgudur. Dış ticaret bu dinamiklerin çalışmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Bununla birlikte dış ticaretin ve mevcut uluslararası para sisteminin ekonomik kalkınmaya engel teşkil ettiğini savunan bazı iktisatçılarda bulunmaktadır. Bu iktisatçılar, özellikle, az gelişmiş ülkelerde dış ticaret hadlerinin ülke aleyhine işlediğini ve ihracat kazançlarının çok dalgalandığını, gerçekte karşılaştırmalı üstünlüklere dayalı klasik dış ticaret teorilerinin kalkınmakta olan ülkeleri ve kalkınma metotlarını açıklamadığını ifade etmişlerdir. Aynı iktisatçılar, az gelişmiş ülkelerin sanayileşmesinde dış ticarete bel bağlanması yerine ithal ikameciliğini savunmuşlar ve aynı zamanda mevcut uygulanan uluslararası parasal sisteminin az gelişmiş ülkelerin özel ihtiyaçlarına daha duyarlı bir şekilde değiştirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
Bu çerçeve ile, bu bölüm içerisinde, öncelikli olarak ekonomik kalkınma ve dış ticaret arasındaki ilişki incelenecek, daha sonra dış ticaret hadleri ve dış ticaret hadlerinin ekonomik kalkınma üzerindeki etkileri ele alınacaktır. Bölümün son kısmında, kalkınma politikası olarak ithal ikameciliğine ve ihracata dayalı sanayileşme konuları incelenecektir.
Ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi, uzun dönemde sürekli ve yüksek bir milli gelir artış hızı yakalamakla mümkün olabilir. Bu süreçte, diğer faktörler arasında özellikle dış ticaretin önemli roller üstlendiği akademik çevrelerde genel kabul gören bir görüştür. B u açıdan bakıldığında, iktisadi kalkınmanın temel dinamiklerinin anlaşılabilmesi için, dış ticaret ve milli gelir artışları arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulması büyük önem arz etmektedir. Ayrıca, konu ile ilgili teorik literatür incelendiğinde bahsedilen bu ilişkinin genellikle dolaylı bir ilişki olduğunun gözlendiğini belirtmekte yarar vardır. Bu nedenlerden dolayı, bu bölümde, dış ticaretin milli gelir düzeyini ve artış hızını etkileme kanallarının neler olduğu incelenecektir. Böylelikle, azgelişmiş ülkelerin özel durumları göz önüne alındığında bu mekanizmaların hangilerinin ve hangi şartlar altında kalkınma sürecine olumlu katkılar sağlayacağını ve her bir kanalın kalkınma açısından ne anlama geldiğini değerlendirme imkanı bulacağız.
Konuya başlamadan önce, milli gelir artışı veya ekonomik büyüme kavramlarından ne anladığımızı açıklığa kavuşturmakta yarar vardır. Üretim fonksiyonu dikkate alındığında, milli gelir artışının, faktör girdileri (kapital, emek, toprak gibi) ve/veya toplam faktör verimliliği (TFV) artışlarının sonucu olduğu görülecektir. TFV' de, teknolojik ilerlemenin uzun dönem büyüme etkilerini ve kaynakların etkin dağılımından, teknik ve ölçek etkinliğinden kaynaklanan kısa dönem etkinlik artışlarını içermektedir. Diğer bir deyişle, dış ticaret sonucu ortaya çıkan teknolojik değişim milli gelir artış hızını etkilerken, kısa dönem etkinlik artışları yalnızca milli gelir düzeyini etkileyecektir. Konuya bu açıdan bakıldığında, dış ticareti milli gelire bağlayan mekanizmanın, dış ticaretin TFV'yi ve TFV'nin de milli geliri etkilemesi şeklinde dolaylı bir mekanizma olduğu görülmektedir. Bu bilgiler ışığında, dış ticaret ve milli gelir artışları arasındaki ilişkinin incelenmesinde geçebiliriz.
Dış ticaret-milli gelir konusunda ortaya atılan farklı görüşleri beş ana başlık altında toplamak mümkündür. Şayet dış ticaret milli geliri etkiliyorsa, aşağıda belirtilen etkilerden en az birine yol açıyor demektir: (i) dış ticaret, üretim faktörlerinin sektörler arası dağılımını yeniden düzenleyerek etkinlik kazançları sağlar- kaynak dağılımı etkisi; dış ticaret yurtiçi rekabeti arttırarak verimlilik artışına yol açacaktır- disipline edici ithalat hipoteıi; dışticaret piyasa hacmini arttırarak yerli üreticilerin ölçek ekonomilerinden yararlanmalarını sağlayacaktır- ölçek ekonomileri etkisi; dış ticaret yurtiçi ikamesi olmayan yatırım ve ara mallarının temin edilmesini sağlayarak kapasite kullanım oranlarının artmasına ve böylelikle verimlilik artışına yol açacaktır- girdi sağlama etkisi; dış ticaret ülkeler arası ve sektörler arası bilgi akışını kolaylaştırarak teknolojik ilerlemeye katkıda bulunur- teknoloji yayma etkisi. Bölümün geri kalan kısmında, bu etkiler sırasıyla açıklanacaktır.