Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Moda Dünyası
J. Claude Van Damme
Sylvester Stallone
Michael Jackson
Tarkan
Kurtlar Vadisi Pusu
Sibel Can
Fazıl Say
Boğa Festivali
Formula-1 yarışları
Tenis Turnuvaları
Ünlü Filozoflar
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
   

İspanya sokakları

 

Kaçışan insanlar

San Fermin Boğa festivali

Kuzey İspanya'da Pamplona şehrinde her yıl 6 Temmuz ile 14 Temmuz arasında düzenlenen geçmişi çok eskilere dayanan bir kutlamadır. Bu kutlamada en önemli aktivite encierro yani boğaların koşması olmakla beraber festival hafta boyunca süren bir sürü diğer geleneksel etkinlikleri de kapsar. Yerel dilde San Fermines olarak bilinir ve bu festival bir bütün olarak Pamplona ve Navarre'nin koruyucu meleği olan San Fermin onuruna düzenlenir. insanların boğalardan daha hızlı yada güçlü olup olmadığını ölçen bir festival  çerçevesinde kutlanır, bir ahırdan bırakılan boğalar, geleneksel olarak kırmızı-beyaz giyinmiş binlerce insanı dar sokaklarda önlerine katarak, yaklaşık 3 dakika boyunca 825 metre koşuya katılanlar, boğaların önünde panik içinde bağırarak kaçışır.

Kutlamanın ana teması boğa olarak yansıtılmış olsa da San Fermin aslında yediden yetmiş yaşına kadar herkesin çılgınca eğlendiği 24 saat ve 7 gün boyunca non-stop süren bir açık hava partisidir. Her yıl 7 temmuz'da başlayan festivalde her gün birer tane olmak üzere 9 koşu yapılıyor. San Fermin Festivali, muhtemelen İspanya'da yapılan festivaller arasında uluslararası arenada en çok tanınan festivaldir. Boğaların hepsi sabah saat 8'de başlayıp 8'i 10 geçe arenada biten koşuda görüldüğü en büyük festivallerden birtanesi... küçücük şehir merkezine 1 milyona yakın insan doldurup üstlerine şarap dökerseniz nolur sorusunun cevabını barındırır bu festival... sabah erken saatlerde henüz belediye çalışmaya başlamadan sokaklarda yürüyebilirseniz, yağmur falan yağmadığı halde yerlerin sırılsıklam olduğunu farkedeceksinizdir.

Hem şehir halkının hem turistlerin ne pahasına olursa olsun eğlenmeye, ayık gezmemeye ve zıvanadan çıkmaya and içmiş olmasıdır bir bakıma. Eğlenceli ama bir o kadar da yorucu festival, aslında boğalar bahane gerçekten de, festivalin açılışını takiben şehrin minicik meydanında toplanmış yüzlerce insanın, açılışı ilan eden topun patlmasıyla birlikte önce kırmızı fularlarını sallayıp sonra şişelerce şampanya patlatıp, birbirlerini ıslatması, daha sonra sokaklarda şampanya yada sangria allah ne verdiyse etrafa dökup şacıp formatında bir açılış, şehirdeki herkes bir sonraki hafta normale dönmek üzere deliriyor. Tabi bu kadar sokak eğlencesi ve alkol kombinasyonundan ortalık epey de bir kirlendiği için ortama uyum sağlayıp keyif alabilmek için ayık gezmemek gerekiyor, her şampanya fışkırtana su dökene (balkonlardan su dökmek gelenek ve kent halkının en sevdiği eğlencelerden) şişme bebekle üstüne saldırana her defasında kızarsa insan hayat geçmez tabiki... ilk günden sonra ortam bir parça daha makul hale geliyor gerçi, en azından içki şişelerini gelen geçenin üstüne boca etme hevesinde bir düşüş görülüyor.
 

Öğle saatlerinden itibaren her köşe başında farklı farklı türlerde canlı müzik yapan müzisyenlere rastlanması festivalin bir diğer güzelliği, içkisi bitince bir barda soluklanıp ağzına iki tapas atıp arkasından başka birinin peşine takilip gidiyor.

yine her gün "gigantes cabezudos" denen geleneksel birtakım fiğürlerin geçidi oluyor... gigantes adından anlaşılacağı üzere devasa boyutlardaki kuklalar cabezudos biraz daha ufak, koca kafalı çok sevimsiz suratlı kuklalar bunlar da başlıca icraatları 3-7 yaş arası çocukları kovalayıp korkutmak, kafalarına süngerden yapılma yumuşak toplarla vurmak... bunların dışında illaki bir iki procession oluyor meryem figürlerinin gezdirildiği geleneksel bask giysileri içinde belediye bandosu sokak konserleri veriyor daha büyük açık alanlardaki podyumlarda da çeşit çeşit konserler oluyor... tabi lafı fazla uzattık ama hala günün anlam ve önemine gelemedik, boğaların önünde koşma hikayesi nasıl olurda ve neden niçin bu koşma geyiğinin başlangıcı boğa güreşi için arenaya çıkarılacak boğalar şehirden geçirilip arenaya gelirken yanlarında önlerinde koşmaya yeltenen kasaba delikanlıları, ne kadar engellemeye yasaklamaya çalıştılarsa bu koşu gittikce daha popüler bir hale gelmiş, koşmaya heveslilerin sayısı artmış, bakmışlar yasaklamakla olmuyor en sonunda resmi bir festival haline getirip rahata ermişler.

Koşu hakikaten tehlikeli bir iş, ama şansın da çok büyük payı var, hayvancağızlar neticede aman çıkalım şunları tepeleyelim boynuzlayalım gibi bir heves içinde değiller, onca insanın içine hızla salınınca panikliyorlar ve bir an önce geçmeleri, ve geçen yolu katedip kendilerini oradan kurtarmaya çalışıyorlar, dolaysıyla bir şeyler ters gitmediği sürece, boğaların birinin dikkati dağılmadığı veya kendine göre kötü bir ruh halinde olup sapıtmadığı sürece aslında cadde boyunca yan yana koşup gidiyorlar, boğaların önünde koşmaya cesareti olmayıp da yolun kenarından koşanlara bakınca gayet kolay ve güvenli bir iş gibi görünüyor bu yüzden aslında bunların çoğu da yara bere almadan kurtuluyor... ama yolun birkaç tane çok keskin dönüşü var, oralarda hem boğalar hem koşanlar sık sık düşüyor ve insan ne kadar yan kenarlardan güvenli gitmeye kalksa da şans eseri dönüşlerden birinde düşüp tepelenmesi, boğalardan birinin altında kalması, ya da daha kötüsü bir boğanın dikkatini çekip doğrudan hedef olması gibi bin türlü tatsız şeye uğrayabiliyor.

Koşanlara verilen en önemli öğüt, "aman düşerseniz kalkmaya çalışmayın" oluyor... söylemesi kolay ama, insanın can havliyle kalkmaya yeltenmesi çok doğal, o arada çok daha büyük yara alması olasılığı var halbuki düştükten sonra olduğu yerde kalanların üzerinden boğalar genelde atlayıp gidiyor, dur ulan şuna iki tane çakayım gibi bir derdi olmuyor tabi, ama yinede bahtsız bedevi iseniz hayvan düzgünce atlayamayıp üzerinize düşebilir, yada sırtınıza basıp geçebilir işte... altı üstü 3 dakikalık bir yol ama vücudu kısmen veya tamamen dağıtmak yada ölmek var işin ucunda, hele birazda şansınız yoksa, sarhoş koşuya çıkarak yapmayın denenleri yapacak olanlar bu ihtimaller de o oranda artıyor tabi.

Bir diğer yapmayın etmeyin denen şey hayvana vurmak, kuyruğunu çekmek, dikkatini dağıtmak gibi olaylar, boğanın dikkati dağılıp sürüden ayrıldığını fark ettiği anda ne halt edeceği hic belli olmuyor sağda solda ne kadar nesne varsa boynuzluyor çünkü ve gördügü hareket halindeki ilk nesneye odaklanıyor, boğaların koşmayı kesip şöyle bi etrafa bakınması veya arkalarına dönmeleri ciddi bir paniğe neden oluyor bu yüzden o zaman herkes aşağıdan yukarı doğru koşuyor.

Boğaların önüne atlamaya cesareti olmayan yinede kıyısından köşesinden bu heyecanlı deneyimi yaşamak isteyenler var birde, onlar boğalar daha salınmadan koşu yoluna çıkıyor ve boğalar kendilerine yetişmeden yolu tamamlayıp arenaya varmış oluyorlar. Ama her şeyin bir bedeli var tabi, bu ödleklik ve fırsatcılıkları yüzünden kendilerine "tavuklar" deniyor ve arenaya girdikleri anda yogun bir yuhalamaya maruz kalıyorlar, hatta kafalarına çesitli nesneler atanlar oluyor.

Neyse... koşu kısmını ve tehlikeleri geçtikten sonra koşunun sona erdiği arenadaki jackassing seansına, konusuna değinelim kısaca... koşu arenada bitiyor, hayvanlar mümkün olan en çabuk bir şekilde tekrar ahıralara sokulmaya çalışılıyor, bu da bittikten hemen sonra meydanı dolduran sağ ve yarasız beresiz kalmış koşucularin üzerine sırayla beş tane küçük boğa salınıyor, küçük dediğim henuz daha çok genç boğalar, boynuzları daha yumuşak maddelerle kaplanmış ama genç olmalarının etkisiyle son derece çevik ve kuvvetli bu hayvancılkar ve önlerine geleni tepeliyorlar, boynuzlarını ortalıktakilerin etine geçiremeseler de boynuzladikları gibi havalandirip yere atıyorlar, üstlerinden zıplıyorlar vs., ama nasıl oluyorsa kimse ciddi bir şekilde yara almıyor, yere düştükten sonra üstlerini silkeleyip ortalıkta koşturup devam ediyorlar... bunu izlemenin en güzel, en eğlenceli tarafı, yılda bir sefer bile olsa boğa için adil bir durum olması, çünkü boğa birilerine taktıkça kalabalık halk tarafından toplu bir şekilde "oleee" diye bağırılması... boğalar biraz tehlikeli hale gelince de hayvanların bakımından sorumlu kahyalar olaya el atıyor, sahaya bir inekle çıkıyorlar boğayı götürmek icin, çıkan inek tahminen arenadaki boğanın annesi zira boğacık ineği gördüğü anda kuzu kuzu peşine takılıp ordan ayrılıyor. Takriben 1550 yılından günümüze kadar devam eden bu katı ama son derece sansasyonel festivaller sırasından hem ağır yaralanan hemde hayatını kaybedenler oluyor bazen. Boğa güresinden çok farklı bu kutlamalar. Bu sefer boğalar insanları yaralıyor.     

                                                                              Bu sitenin bütün hakları saklıdır - copyright © 2009 - gezmek.org                   

                                                                                                                                                 

to Top of Page