Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Tibet'te Bağımsızlık
Somali Korsanları
Dünya Ülkeleri
Almanya
Hollanda
İngiltere
Japonya
Çin Halk Cumhuriyeti
Amerika
Fransa
Sudan
Şehir Resimleri
Uydu-Uzay Resimleri
Dünyanın 7 Harikası
Gezilecek Yerler
Tabiat Resimleri
Doğa ve Manzara
Deniz Resimleri
Manzara Resimleri
Leopar Resimleri
Hayvan Posterleri
Hayvan Resimleri
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
         

Boş anlaşmalar...

 

Yoksulluk

 

Kuraklık

 

Yeni hükümetin ABD gezisi

Sudan'da savaş ve yoksulluk,

Seneler boyu diktatör yönetimlerin pençesinden kurtulamayan Sudan birçok kez savaşlara, kuraklığa, kıtlıklara, kardeş kavgalarına sahne olmuştur, toprak genişliği bakımından Afrikan'ın en büyük ülkesidir, yüzde 95'i müslüman olan nüfusun büyük bir kısmı açlık ve sefalet içinde yaşamaktadır, ükenin resmi dili Arapçadır, yüzölçümü 2 milyon 506 bin kilometre kare topraklardan oluşan yüzde 98'i kuraklık iklimlerin etkisi altında kalan bölgelerde hemen hemen hiçbir şey yetişmez, ancak güney den kuzeye doğru uzanan Nil nehri kıyılarında yer yer yeşillik alanlar mevcuttur, nüfusun yoğun olduğu o bölgeler de bağımsızlık yıllarından bu yana daha çok Arap kökenli halkların yerleşik olduğu bölgelerdir, çeşitli etnik guruplardan oluşan 41 milyon nüfusu topraklarında barındıran Sudan'ın komşuları: Mısır, Libya, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Uganda, Kenya, Etiyopya ve Eriterya, ayrıca ülkenin doğusunda yer alan Kızıl deniz kıyılarında 600 kilometrelik sahil şeridi vardır, resmi statüsü İslam Cumhuriyeti olan Sudan'ın başkenti Kartum dur.

Sudan, petrol sevdası ve para hırsı ile milletleri parçalara bölen, onları aç susuz bırakan batılı emperyalist devletlerin zulmüne uğrayan, sömürülen, soyulup soğana çevrilen, talan edilen Afrika ülkelerinden sadece bir tanesidir... bugün Irak'ta, suriye de, Afganistan'da işlenen vahşetlerin daha beterleri işlendi bu ülkede... esas bundan çok daha evvel... 1800' lü yılların başında ırzına geçildi bu ükenin...

Her ne kadar aya ilk ayak basan Amerikalı olmuş ise de, Sudan'a ilk ayak basan ingilizdir... 1898 yılında ingilizler Lord Kitchener komutanlığında Sudan'da Mehdi, yani halefi yönetimine son vermek için geniş çapta bir güç birliği gönderdi... maksat oradaki sözde diktatörlüğü durdurmaktı... o diktatör'de, Şii'lerin lideri Muhammed Ahmad ibn Abd Allah... bu adam ülkesinde batı sömürüsüne şiddetle karşı çıkıyordu, tek arzusu halkı bilinçlendirip, onları bir araya getirip, batılı'ları ülkesinden kovmaktı... Muhammed Ahmad aynı zamanda kendisini Hz. Muhammed'in soyundan geldiğini yani halefi konumunda olduğunu idda edıyordu... ingilizler bunu bir propaganda malzemesi olarak kullandı ve oradaki şii ve sunni halkları bir birine kışkırttı... bir birine düşürdü desek daha doğru oluır... ancak esas amaç Mehdi yönetimini devirmek değil, kuzey ve doğu Afrika'daki ingiliz hakimiyetini daha da genişletmekti... ingiliz'lerin yöredeki sömürü macerası, daha doğrusu koloni etkinlikleri daha evvel Mısır'da başlamıştı zaten... Mısır'dan sonra o bölgede ingilizlere direniş gösteren tek ülke Sudan kalmıştı... ayrıca Sudan'ın ortasından geçen Nil nehri çok önemliydi ingilizler için... Nil nehrine hakim olmakla doğu Afrika'da artan direnişleri bastırma girişimleri büyük ölçüde kolaylaşacaktı, bu yüzden Nil nehrinin stratejik önemi büyüktü.

1899 yılında Mehdi, yani Halefi rejimi devrildikten sonra ingilizler Mısır'la birlikte Sudan'ın yeni yönetimi konusunda ortak anlaşma yaptılar, bu anlaşma Anglo- Mısır-Sudan adı altında 1956 yılına kadar fiilen devam etti... ancak ülkenin güneyinde yaşayan azınlıklar arasında kavgalar durmamıştı, başa gelen Sudan yönetimleri her defasında kuzeydeki arap kökenli müslüman halkını güneydeki Afrikalı zenci kökenli hiristiyan azınlıktan üstün tutuyordu... üstelik Mısır'daki baskılardan kaçıp Sudana ve diğer komşu ülkelere yerleşen Arap kökenli halkın sayıları git gide artmaya başlamıştı, kaçan insanlar zaman, zaman o ülkelerde şii, hiristiyan ve sunni kavgalarına karıştılar... daha sonra bunların arasına ülkede ikinci büyük azınlıkta olan Dinkalar da karıştı... diğer taraftan ingilizler kurdukları yeni yönetimle bir başarı elde edemediklerinin farkına varmışlardı, kavgalar arasında özellikle batılı hiristiyan misyoner ve işadamlarından can kayıbı artmaya başladı... ingilizler bu sefer Fransızları da devreye sokmak istediler, Fransızlar bu tekliflere pek sıcak bakmadılar.

Toplumsal huzursuzluk, kargaşalar Sudan'da bir süre böyle devam etti, daha sonra 1920 ve 1930 yılları arasında Sudan'da yeni kutuplaşmalar oluşmaya başladı, bir tarafta batı karşıtı, milliyetci muhafezakar akımlar, bir tarafta Mısırı destekleyen, daha doğrusu batı'dan beslenen, hali vakti yerinde olanlar... bu halklar arsında büyük silahlanmalar oldu, ülkenin doğal kaynakları, petrol kuyuları git gide yağmalandı, 1952 yılında uluslararası baskıların da etkisinde kalarak ingiltere Sudan'a kısmen bağımsızlık vaadlerinde bulundu... o açıklamayı hemen seçimler izledi, ve kısa adı UMMAH olan islam demokrat partisinin yönetim kadrosunda tekrar eski Mehdi soyundan gelen "Sayyid Abdel Rahman al-Mahdi" başbakan olarak görev aldı... Rahman al-Mahdi hem yarı Sudan kökenli hemde Mısır'ın o dönemdeki başbakanı olan Mohammed Naguib'in akrabası olarak biliniyordu, bu yeni başbakan Sudan'ı tamamen Mısır'la birleştirme özlemi içindeydi... ancak onun hükümet dönemi uzun sürmedi.

Ve neticede 25 mayıs 1969'da yönetime bu sefer general Jaffar Muhammed Numeiri el koydu... Muhammed Numeiri ülkede siyasi partilerin hepsini yasaklandı... daha sonra orduda bölünmeler baş gösterince Numeiri yeni bir sol parti kurulmasına müsade etti, bu partinin adı "Devrimci Komando Partisi"... bu parti Sudan'ın yeni ismini "Demokratik Sudan Cumhuriyeti" olarak dünyaya ilan etti... yeni isim alan Sudan, eski Sofyetler Birliği ve Arap dünyası ile münasebetlerini geliştidi... ülkede artan Rus etkisini azaltmak amacıyla ingiliz ve Amerikanlar bir başka general Babiker al-Nur Osmanı galeyana getirip 19 haziran 1971'de yeni bir darbe yaptırarak ülkeyi tekrar yeni bir çıkmaza sürüklediler... ülkede eşine benzerine rastlanmayan şekilde kan döküldü... Nil nehrine atılan binlerce siyah cesetler komşu ülkelerden bembeyaz şekilde toplandı... zaman, zaman olaylara karışan Amerikalılar, ülkede 10-15 Amerikalı öldü diye kocaman ülkeyi haraca kestiler... borç senetleri ödenmedi diye ülkenin petrol gelirlerine el konuldu.

Zaten açlığın, yoksulluğun, kuraklığın içinde kıvranan ülke ekonomik bakımdan tamamen iflas etti... dünya bu vahşetlere hep sessiz kaldı... Sudan dünyada işlenen insanlık ayıbının, hayel kırıklığının baş ülkesidir... normal şartlarda bu ülkede şimdi 70 milyon insan yaşaması lazımdı... yani aradan geçen 115 yıl içinde 30 milyon insan kayıp olmuş... şimdiki Afganistan ve ırak'ta yaşanan olaylar bunların yanında küçük kalır... artan trajik olayları bastırıp dünyanın dikkatlerini başka yerlere çekmek için bir yandan da uçaklarla havadan un torbaları atıldı. Birleşmiş Milletlerin kamyonları ülkede zaman, zaman yiyecek dağıttı. Televiyon kameraları dünyaya sadece bunları görüntüledi, esas olayların gercek yüzü dünyaya gösterilmedi.

1983 yılında daha radikal, daha tutucu ve devrim niteliğinde bir Şeria yönetimi yeniden Sudan'ın başına musallat oldu... güneyde hiristiyan azınlıklar tekrar ayaklandı, bu sefer kendini "Devrimci İslam Örgütü" şeklinde ilan eden yeni bir grup ortaya çıktı.. orduya islamcı akımlar sızdı... paniğe kapılan Numeiri üklede sözü geçen ruhani liderleri, şeykleri devreye soktu, fakat başarılı olamadı... kendini Devrimci İslam Örgütü adı altında ilan eden örgüt üyeleri, zorla kendilerini yönetim kadrosuna aldırdılar... örgütün lideri Mahmud Muhammad Taha tutuklanıp idam edildi, 1983 yılı sonunda Numeiri kandisini molla olarak ilan etti, bu tavırları iran'dan desteklendiğini açıkça ortaya çıkarmıştı, daha doğrusu iran'da olduğu gibi yeni bir şeria sistemi kurmaya çalışıyordu, ancak bu inandırıcı gelmedi, halk onu daha çok devrimci komunist olark tanıyordu. Sürekli taktik değiştiren Numeiri'nin yaptığı son hamleler ülkede İslami yünetimi tamamen ikiye böldü, kaşı cepheye savurduğu tehditler ülkede yeni bir kargaşa ortamı yarattı,

1984'de ardı arkası kesilmeyen grevlerin ardından borç almak için Amerika'nın yolunu tutan Numeiri'i dönüşte yeni süprizler bekliyordu... aslında Amerikan bankaları ona borç vermek için çağırmamışlardı... Numeiri tuzağa düştügünü çok geç anladı.

Amerika'dan döndüğü gün yönetime el koyan general "Abdel Rahman Muhammed Sivar al-Dahab", Numeiri'nin Mısır'a sürgün edilmesini açıkladı. Mısır'a yerleşen Numeiri'nin parti teşkilatı tamamen fes edildi... başa geçen yeni junta rejimi general Siwar al-Dahab'ı yeni başbakan olarak atadı... bunun görevi ülkede var olan bütün partileri, aşiret reislerini, ruhani liderleri, kısacası halkı temsil eden bütün kurumları davet edip ülkede yeni bir barış ve huzur ortamı tesis etmekti...ve neticede başardılar, bütün liderler bir araya toplanıp oy birliği ile mayıs 1986'da eski DUP partisinden Ahmad Ali al-Mirgani Cumhurbaşkanı, ve ülkede ılımlı tavırlarıyla tanınan, ve değisik görüşlerde insanları bir araya getirme konusunda oldukça başarılı olan Mehdi lider, Sadiq al Mahd adında yeni bir başbakanı göreve getirdiler. 1988 yılında yeni hükümet ile, güneyde sürekli ayaklanan Hiristiyan ve Dinkalar arasında bir barış anlaşması imzalandı... bu anlaşma uzun sürmedi, 30 haziran 1989'da yeni bir askeri darbe yapıldı... Omar al-Bashir adında bir general ülkede yapılan anlaşmaları hiçe sayarak barış konusunda sarfedilen o kadar emekleri bir kenera atarak siyasi partilerin hepsini yasakladı.

"Milli kurtuluş ve Devrimci Komandolar" adı altında 15 generalden oluşan konsey, yeni bir yönetim sistemi ilan etti... halk sokaklara döküldü, balta satır gibi eline kesici aletleri alan azınlıklar arasında çatışmalar tekrar alevlendi... kendisini aynı zamanda Cumhurbaşkanı ilan eden general Omar al-Bashir, o çatışmaları birkaç gün içinde bastırabildi... ülkede çok kan döküleceğini anlayınca önceki yayınladığı yasakları tamamen geri çekti ve yeni bir seçim takvimi ilan etti. Şeriat kanunları konusunda ilk başta esnek davranan general al-Bashir yönetimi ülkede kalıcı bir barış sağlayamadı. 1991 yılında yeniden kurulan milli güvenlik kurulu daha önce yarım kalan şeriat kanunlarını yeniden yürürlüğe koymak istedi, 1993 yılında al-Bashir rejimine yönelik yapılan çeşitli darbe girişimleri başarılı olmadı. 2000'li yıllara kadar devam eden al-Bashir dönemi boyunca güney Sudan'da yaşayan azınlıklarla yapılan bütün anlaşmalar kuzeydeki kökten dinci gruplar tarafında sabote edilince, güney kesimde tırmanan şiddet ve iç savaşlar ülkenin batısında yer alan Darfur bölgesine de sıçradı... artan kuraklık ve susuzluk nedeniyle 2000'li yılların başlarında Sudan'da yeni bir savaş dalgaları patlak vermeye başladı. 2003 yılında doruk noktaya ulaşan iç savaş ve kuraklık yüzünden Sudan'da resmi kayıtlara göre 300 bin insan hayatını kaybetti.

Darfur savaşları ve soykırımlar,

Sudan'ın batısında yer alan ayrıca Fur'ların memlekti olarak bilinen Darfur toprakları, bundan 200 yıl önce köle ticaretinin yapıldığı bölgelerden bir tanesidir. Darfur milat'tan önce yerleşen Afrikalı kökenlerden Daju ve Tungur kavimlerinin yaşadığı önemli bir bölgedir, doğa inaçlarına mensup Afrika zencileri'nin kutsal sayıdıkları topraklar 1874 yılında ingilizlerin yardımı ile Mısır tarafından işgal edilmişti, o dönemlerde ingilizler Mısır'lı sultan Muhammad Ahmad'ı buraya tayin ettiler... ingilizlerin esas amacı Sudan'daki Arap kökenli müslümanları bu bölgeden uzak tutmak, ve daha sonra Darfur'u Sudan topraklarına katmaktı, ancak yapılacak daha çok iş vardı ingilizler için... çünkü Sudan henüz daha alınmamıştı, daha doğrusu Darfur'dan Nil nehrine ulaşmak için Sudan'ı bir an önce ingiliz eğemenliği altına almak gerekiyordu... Afrika'nın diğer bölgelerinden buraya toplatılan köleler Nil nehri üzerinden dünyanın diğer ülkelerine teknelerle dağıtım yapılırdı... sonra burada çok kıymetli maden ve petrol çıkınca ingilizler bu bölgeyi de Sudana katmak istediler, bu kararlara karşı çıkan sultan Muhammed Ahmed, 1916 yılında ingilizler tarafından öldürülünce Darfur resmen Sudan'a katılmış oldu. 1956 yılında Sudan bağımsız olunca ingilizler Darfur'u resmi olmayan üç bölgeye ayırıp bağımsızlık verdiler... 490 bin kilometre kare topraklardan uluşan Darfur'da 3 buçuk milyon insan yaşıyordu, kuzeyde "Samallar" Güneyde "Janublar" ve Batıda "Garplar" olmak üzere üç özerk bölgeye ayrılan Darfur bölgesi resmi özerklik statüsüne ancak 1994 yılında kavuşabildi.

Çat ve Libya'ya komşu olan Darfur bölgesinde iki ayrı özerklikte zengin petrol kuyuları çoğalmaya başlayınca ingilizler tekrar bu bölgeye el atmak istediler. Garp'ların yoğun olduğu Abjei bölgesinden inşaa edilen petrol boru hatları Sudanın içinden de geçerek kızıl denize ulaştı... ancak 2004 yılında bu bölgede yeni çatışmalar çıkınca ingilizler hala sömürdükleri bölgeleri kaybetme korkusuyla ingiliz yanlısı Garp ve Janup halklarını silahlandırıp Sudan daki müslüman halklara karşı kışkırttılar. Suda'nın içinden geçen boru hatları şii ve sunni müslümalar tarafından zaman, zaman sabote edildi. ingiliz Shell firması büyük maddi kayıplar verince güneydeki hiristiyan halkın Kuzey Sudan'a olan nefreti daha da arttı, güney ve kuzey arasında kanlı şavaşlar başlayınca Sudan hükümeti tarafından desteklenen guruplar Darfur bölgelerine füze saldırısı yaptı... buna son derece sert tepki veren ingiliz hükümeti Birleşmiş Milletleri devreye soktu, her ne kadar şavaşın adı etnik çatışma olarak dünyaya yayılsa da... 2004 yılında Darfur'da çıkan kanlı şavaşların başrol oyuncusu ingilizlerdir... ve sonra Amerikanlar... bilindiği gibi Amerika körfezde hem Irak'la savaşıyor hem de Afganistan'da batı karşıtı olanTaliban rejimini devirmek istiyordu, birde Sudan araya girince bu sefer Sudan'daki kökten dinci gurupların, hem Filistindeki deki Hamas'a hemde Afganistan'da sığınan Bin Laden'e yardım ettiklerini yaygara etti... böylece Sudan halkı bitmek tükenmek bilmeyen yeni şavaşların içine tekrar sürüklendi.

Kesin rakamlar omamakla birlikte 2003 ve 2005 arasında Sudan'da yaklaşık 300 bin kişi hayatını kaybetti rakamları hem uluslar arası af örgütü Amnesty international, hemde dünyanın çeşitli yardım kuruluşları doğruladı. Kuraklık, açlık, doğal afetler ve Mehdi hareketlerinden islam devrimlerine kadar yaşanan süreçte ölen insanların sayısı bu rakamlar arasında yok. 1956'da birleşik krallık'tan ayrılıp bağımsızlığını kazanan Sudan aslında 200 yıl boyunca insanlık ayıplarına sahne olmuştur... gerek cahil kalmış kendi halkı yüzünden, gerekse batılı emperyalist devletler yüzünden... batılılar bir ülkeye bağımsızlık tanısalar bile kendi çıkarları için o ülkenin yakasını bırakmazlar. Bağımsızlık bazı ülkeler için kağıt üzerinde kalmış anlamsız bir ifadedir.

                                                                                                                        

 
to Top of Page