Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Tibet'te Bağımsızlık
Somali Korsanları
Dünya Ülkeleri
Almanya
Hollanda
İngiltere
Japonya
Çin Halk Cumhuriyeti
Amerika
Fransa
Sudan
Şehir Resimleri
Uydu-Uzay Resimleri
Dünyanın 7 Harikası
Gezilecek Yerler
Tabiat Resimleri
Doğa ve Manzara
Deniz Resimleri
Manzara Resimleri
Leopar Resimleri
Hayvan Posterleri
Hayvan Resimleri
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
   

 

 

 

Tibet bağımsız olacak mı...

50 yıllık özgürlük mücadelesi... dünyanın pek çok ülkesinde siyasetçi, entelektüel, öğrenci ve sanatçılar Dalai Lama’nın Tibet’in özgürlüğü için mücadelenin temsilcisi olduğuna inanıyor, Tibet dünyanın en ücra yerlerinden biridir... Mao döneminde 1950-51 yıllarında işgalin hemen ardından Çin Halk Cumhuriyeti topraklarına dahil edilmiştir... sıradağlarla kuşatılmış toprakların büyük bir kısmı Asya’nın kalbindeki yüksek himalaya dağlarının platosu çevresindedir, sayısız nehir yataklarıyla, doğal kaynaklarıyla Çin Halk Cumhuriyetine büyük ölçüde hammadde sağlayan, ancak siyasi ve ekonomik açıdan da tamamen izole edilmiş bir bölgedir. Bu bölgede geçmişte ticaret, iletişim ve merkezi hükümet yoktu. Bölgede kutsal sayılan Dalai Lama ismini verdikleri asılardan beri süregelen bir ruhani liderlik geleneği vardır.

Lama akımlarının temel öğretisi genelde hep hoşgörü ve karşılıklı sevgi ve saygıdan söz eder, ancak günlük yaşamda Tibet halkı hem işgal öncesi hemde sonrası çağın gerisinde kalan feodal yapının oluşturduğu ilkel yaşam koşullarından henüz kurtulamadı... ülkede son yıllarda batı dünyasının da desteğini alan özgürlük yolunda siyasi kıpırdanmalar... barış ve aydınlanma hareketleri başladı. Tibet halkı, ülkesinde hem baskıcı rejimlere hemde mistik inanç ve saplantılara rağmen, son derece uygar, hoşgörülü ve dayanışma içinde hareket etmenin ve birlikte yol almanın ne kadar önemli olduğunu tüm dünyaya duyurdu. Tibet köklü bir alt yapı üzerinde kendine özgü kültürel oluşumların özlemi içinde... tam anlamıyla bağımsızlık istiyor.

1950 yıllarında Çinde komunist Mao'nun baskıcı devrimi bu ülkeye de sıçradı... ancak Mao öldükten sonra, şimdi ne Tibet'te ne de Çin'de Mao ismi anılmaz oldu artık... kapalı bir pazar ekonomisinden serbest piyasa ekonomisine geçiş süreçleri yaşayan Çin Halk Cumhuriyetinin yeni hükümetleri, yaklaşık 60 yıldır ittifak içinde yaşayan toplumların beklentisine cevap vermek zorunda. Eskiden Maoist'lere göre bölgede “üç büyük eksik” vardı: yakıt eksikliği, komünikasyon eksikliği ve halk eksikliği... ve bunlar, bölgedeki üç büyük bolluğun nedeniyle ortaya çıkmıştı: bol güç, bol baskı ve tabiat üstü korkuların kalıcı olması... feodal toplum yapısı olan Tibet’te iki ana sınıf vardı: serfler ve serf sahibi aristokratlar. Tibetliler için kutsal sayılan ruhani liderleri Dalai Lama, karşılıklı saygıya dayandırdığı kendi yaşam felsefesini ve kutsal inancı olan budizmi aynen söyle tarif ediyor:

'Benim dinim çok basit... benim dinim iyilik yapmak... dostluk kurmak, dostça davranmak'... benim dinim çok basit, ... ruhani lider Dalai Lama, Tibet Halkının hem manevi hemde siyasi lideri. Aynı batıda hiristiyanlıkta olduğu gibi, burda da liderlik sınıfı birinci Lama... ikinci Lama şeklinde asırlardır hep böyle devam edip gidiyor.

Tibet, (Tibetçe de: Peu veya PO anlamına gelen) büyük bir coğrafi alan, ve bu Tibetçe 'dag' anlamını içeren, kendi halkı, dili, tarih ve kültürü olan, ayrıca Bön ve Budizm gibi inanç mensuplarını topraklarında barındıran eski bir bağımsız devlet konumunda idi. Ancak 1950 yılında Çin Halk Kurtuluş Ordusu Tibeti işgal edince, bağımsız bir ülke konumundan çıkıp, teokratik bir devlet oldu. Bu devlet günümüze kadar devam eden ilkel yaşamın, zulüm ve baskının pençesinden kurtulmak için büyük bir mücadele veriyor şimdi. 1996 nüfus sayımına göre Tibet bölgesinde toplam 5 milyon Tibetli, 7 milyon Çinli yaşıyor, buna karşılık bölgede Çin ordusuna ait 200 bin Asker bulunuyor. 1951 yılından bu yana dünyanın çeşitli ülkelerine 120 bin kadar Tibetli göç etmiş durumda.Tibet'in güneydoğusunda ayrıca yüzbinlerce Hui Müslümanları yaşıyor. Tibetin tarihi milattan önce 414 yıllarına kadar dayanıyor. Mitolojik yazılar Himalaya eteklerinde Kral Tibet Nyatri Tsenpo tarafından kurulan bir devletten söz eder. Ancak o dönemden bugüne hiç bir şey değişmemiş gibi... Tibette saatler durmuş adeta... ve takvimler hala milat öncesi yılları gösteriyor sanki... buna rağmen Tibet'te inanılmaz bir milli dayanışma var.

Tibet'in ruhani lideri Dalai Lama Çin'den ayrılmalarının çıkarlarına uygun olmadığını belirterek, 'mantıklı bir otonomi' istediklerini söyledi. Özgürlük mücadelesinde batı dünyasında destek arayışları çerçevesinde Avrupanın çeşitli kentlerinde konuşan Dalai Lama Çin'in hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleştirdiğini hatırlatarak, bundan faydalanmaları gerektiğini ifade etti. Tibet sorununun halkın mutlu edilerek çözülmesiyle Çin'in dışarıdaki imajının düzeleceği görüşünü dile getiren Dalai Lama, şunları söyledi: Tibet'in bağımsızlığı çıkarımıza değil. Bunun peşinden gitmiyoruz. Etrafı karayla çevrilmiş, çok uzun geçmişi olan bir ülkeyiz. Modernleşmek istiyoruz. Bu nedenle Çin ile birlikte olursak yalnız olmaktan daha fazla fayda göreceğiz. Çin'in hızlı büyümesi ülkenin her tarafını etkiliyor. 'Mantıklı bir otonomi için çaba gösterdiklerini' belirten ruhani lider, bu sayede kendilerine özgü kültür, din ve dili koruyabileceklerini belirtti. Diğer taraftan Tibet'te bazı dedikodular da yayılmaya başladı: ABD'nin silah yüklü konvoyları yolunu Hindistan'dan Tibet'in manastırlarına çevirdi ve buralarda cephe eğitimi merkezleri kurdurdu... CIA uçakları Tibet'in doğusundaki Kham bölgesinde havadan silah yağdırmaya başladı şeklinde söylentiler.

Çin hükümeti ise Tibet'le Çin merkezini birbirine bağlayacak yolların inşası için çalıştı, Serfler ilk defa hayatlarında iş karşılığı ücret alan emekçiler olarak görüldü... yol çalışmaları kamplarında komünist partiye yeni üyeler katıldı ve 1950'lerin ortalarında ilk kez bir Tibetli partiye üye oldu. Ekim 1957'den itibaren partiye 1000 dolayında Tibetli üye oldu ve buna ek olarak 2000 kişi de komünist gençlik birliğine üye oldu. Yeni yollarla bölgeye çay ve kibrit gibi önemli mallar da taşınmaya başlandı. 1950'lerin ortalarında ise telefon, telgraf, radyo istasyonları ve modern basın tamamen yeniden organize edildi. 1955 yılından itibaren gerçek okullar kurulmaya başladı... temmuz 1957'den itibaren 6000 öğrenci okutan 75 ilkokul vardı. 1959 yılında ilk kömür madeni açıldı ve ilk metal fırınlar ateşlendi.

Bununla Tibete egemen sınıflar boş durmadı... ve ilk defa silahlı ayaklanmalar başladı, ve yapılan 17 maddelik anlaşmanın tanınmadığı açıklandı.1959 mart ayında silalı rahipler ve Tibetli askerler ihasa’daki devrimci garnizona saldırdılar, Tibet-Hindistan sınırı boyunca aykalanmalar başladı... ülkeyi temsil eden Dalai Lama sürgüne kaçtı. Dalai Lama’nın kashak hükümeti büyük oranda bu karşı devrimci ayaklanmayı destekleyince hükümet feshedildi. iktidarın yeni organları “ayaklanmaları bastırma daireleri”ni her bölgede oluşturdu... yeni bölgesel hükümet “Tibet otonom bölgesi için hazırlık komiteleri” olarak adlandırıldı, komite Tibetli kadrolardan ve kıdemli Han kadrolarından oluşturuldu. Böylece Feodal ilişkiler ve dengeler tamamen bozuldu... ulag adında iş yöntemi kaldırıldı. Rahip kölelerine manastırlardan ayrılabilmesi için izin verildi... ve manastırlardan silah depoları temizlendi. Bazılarının iddia ettiği gibi “Tibet’te dinsel özgürlük için mücadele” değil “inanmama özgürlüğü” verilmekteydi... bu mücadele Tibet rahiplerinin batıl inançlarına uymama özgürlüğüydü. Rahipler evlenmeye ve günlük işlerde çalışmaya başladılar, yani bir anlamda polygamiye savaş açıldı, kadınların özgürlük mücadelesi başlatıldı... ve toprak kiraları kaldırıldı. Ülkede ileri gelen serfler, köylüler birliğini kurmaları için teşvk edildiler, bütün köleler ve dilenciler kişi başı birkaç dönüm toprak sahibi oldu... toplam 200.000 adet arazi tapusu dağıtıldı.

Tibet’te esen sınıf mücadelesi rüzgarları, Çin komünist partisi içinde bazı güçlerin hoşuna gitmiyordu. Liu Shao-Chi yönetimindeki generallerden Lin Piao ve Deng Xiaoping etrafında toplanmışlardı... onların kafasında yatan Tibet konusunda çözüm önerileri tamamen farklıydı. Feodal toprak ağalarını al aşağı etmek için yeteri kadar neden göremiyorlardı... onlar Tibet halkına tepeden bakan “han şövalyeleri”ydi... onları umutsuzca yaşayan gelişmemiş ve batıl olarak kabul ediyorlardı. Ulusal azınlıklar enstitüsündeki Tibetli öğrencilerin, devrimci yöneticiler olarak değil, uygulayıcı olarak eğitilmeleri gerektiğini ve o bölgeyi kontrol altında tutmak için askeri araçlar kullanılmasının gerekli olduğunu düşünüyorlardı. Tibet’e baktıklarında sadece savunmaya ihtiyacı olan bir sınır, işletilecek mineral kaynakları ve Çin’in geriye kalanını besleyebilecek potansiyel “ekmek sepeti” görüyorlardı. Lamaist egemen sınıfla uzun dönemli bir anlaşmaya ulaşabileceklerini düşünüyorlardı, bu uygulama her ikisi için de karlı olacaktı, fakat Mao bunun yerine Tibet’te ve diğer azınlık bölgelerinde devrimci tutumların sağlanması için savaştı.

1959 yılında Tibet sorunu gündemde kalmaya devam etti. 1953 yılında “han şövenizminin eleştirisi” denemesi yayınlandı.
1956 yılında “on büyük ilişki üzerine” adlı konuşmasında “ han şövenizmine karşı çıkmak konusuna vurgu yapıyoruz, yerel ulus şövenizmine de karşı çıkılmalıdır, fakat genel olarak bu belirttiğimiz durumda degildir, bütün dönemler içinde, gerici egemenler başta han ulusu, farklı uluslarımız arasına düşmanlık tohumları ekmişler, azınlıktaki halklara zorbalık yapmışlardır. Çalışan halk arasında bile var olan etkilerini kısa bir zamanda bertaraf etmek kolay değildir, atmosferdeki hava, yeryüzündeki ormanlar ve toprağın altındaki zenginlikler sosyalizmin inşası için ihtiyaç duyulan önemli faktörlerden biridir, fakat hiçbir maddi faktör insan faktörü olmadan kullanılamaz ve işletilemez. Han ulusu ve azınlık ulusları arasında iyi ilişkiler geliştirmeliyiz ve anavatanımızda büyük sosyalist inşa için bütün ulusların birliğinin kuvvetlenmesine çaba göstermeliyiz” diyordu.

1960’lara gelmeden Liu Shao-Chi yönetimindeki generallerden Lin Piao ve Deng Xiaoping ekibi Tibet için “beş yıllık kalkınma planı” talep etti, aslında bu onlar için savaşı küllendirmek demekti. Tibet’te sosyalist deneyimler eski köy komünistlerine benziyordu ve çok sayıda fabrika inşa edilmişti. Fakat beş yıllık kalkınma planı vasıtasıyla Tibet’teki halkı sindirmeye çalıştılar. 1965 yılında komünist partisi merkez komitesi “devrim için devrim” olarak “büyük proleter kültür devrimini” başlattı. Mücadele içinde geçen on yıldan sonra revizyonistler bütün iktidarı ele geçirdiler. Deng Xiaoping başı çekiyordu... toplum yaşamındaki tüm alanlarda revizyonist politikaları hayata geçirdiler, buna Tibet’te oldugu gibi ulusal azınlıklara uyguladıkları politikalar da dahildi. Bundan sonra Tibet’te sürdürdükleri politikalar, Tibet kültürüne uygulanan baskılar ve Han halkının toplu göçleri Maoist politikalar değildi, fakat kapitalist yolcuların revizyonist politikaları Mao’nun düşmanlarıydı.

İşgal öncesi Tibet’te Dalai Lama, baskıcı feodal toplumun, iktidarda olmayan gücüydü,1950’den sonra çin devrimi Tibet’e ulaştığında bölgedeki Dalai Lamalar, aristokratlar, tibet serflerinin köleliğe benzer statülerinin değişmemesi için direndiler, Dalai Lama CIA ile bağlarını tam bu süreçte kurmaya başladı, 1959 yılında Dalai Lama sürgüne gönderildiğinde yaverleri, aşçısı ve telsiz operatörü bile CIA ajanıydı. Tibet’te iki ana sınıf vardı: serfler ve serf sahibi aristokratlar, ortaçağ karanlığındaki avrupa serflerinden daha kötü yaşam koşullarına sahip serflerin, aristokratlarla aynı yerlere oturmaları, aynı kelimelerle konuşmaları dahi yasaktı. Bazen serflerin yanında köleler de vardı, bir serf sahibi ne zaman isterse köleye çevrilir, açlığa mahkum edilip, alınıp satılabilirdi. Eski tibet savunucuları, Lamaist budizmi, Tibet’teki halkın öz kültürü olarak tasvir ederler fakat bu özel, baskıcı sosyal sistemden ideolojik olarak gerçekte daha öz yada daha farklı değildi. Lamaist din, yaklaşık olarak eski feodal toplumla aynıydı. ilk Tibet kralı, Sangoten-gampo, milattan sonra 650 yılında birleşik feodal sistemi kurdu, sonra Çin ve Nepal prensesleriyle evlendi... böylece feodalizmi devam ettirebilmek için Tibet dışındaki partikleri öğrendi. bu prensesler Tibet’e tantric budizmi getirdi yeni bir din olarak, önceki dinsel -ruhun en önemli esas olduğunu savunan doktrin inançlarla birleştirilmiş olarak Lamaizm oluştu.

Kral Trasong detsen: “her kim ki bir rahibi parmağıyla gösterirse, parmağı kesilecek, kim ki rahiplerin kötülüğünü, kralın budist politikalarını konuşursa dudakları kesilecektir, kim ki onlara yan gözle bakarsa gözleri çıkarılacaktır” diye emretmiştir. 1400’lerin ve 1600’ların arasında kanlı birleşik güç olan en büyük manastırların baş keşişleri bütün iktidarı ele geçirdiler, çünkü bu baş keşişler kadın karşıtı harekete girişmişlerdi, yeni politik sistemleri babadan oğula geçen miras olarak işlemiyordu. Bu yüzden Lamalar dinleri için yeni bir doktrin yarattılar, ölü yönetici Lamaların ruhlarının, renkarnasyonları olarak yeni doğan çocuklarda bulunabileceğini ilan ettiler, üstte bulunan yüzlerce Lama “yaşayan budalar” olarak açıklandı. Bunlar, yüzyıllarca diğerlerini yönettikleri varsayılmış yeni bedenlere önceki ev sahiplerini başka yönlere çevirerek eskitip atarlardı.

Sistemin merkezi sembolü Dalai Lama’dır. farklı kişilerce adlandırılan Dalai Lama, erken dönemde Tibet doğa tanrısı Chenrezig’in yüzyıllar boyunca 14 farklı bedende görülen halidir, gerçekte 14 Dalai Lama’dan sadece üçü fiili olarak egemen olmuştur. 1750 ve 1950 arasında, bütün Tibet döneminin yüzde %77’sinde hiçbir genç Dalai Lama tahta çıkmamıştır, en güçlü başkeşişler saltanat sahibi (görüntüde olmasa da gerçekte saltanat yöneticisi) danışmanları olarak egemen olmuşlardır. Bu başkeşişler çocuk kral Dalai Lama’ları eğitmişler, yönetmişler ve hatta onlara suikast düzenlemişlerdir. Bazı 'new age' fantezilerinde olduğu gibi Tibet manastırları, kutsal ve merhametli shangribas değildi. Manastırlar, rahiplerin silahlanmış kasabalarıydı ve özel askeri depolarla ve özel ordularla tamamlanmışlardı. Hacılar, kutsal yerlere gelerek daha iyi bir yaşam için dua ediyorlardı, fakat manastırların asıl faaliyeti çevredeki yoksulları soymaktı, çoğunluğunu aylakların oluşturduğu rahipler sınıfı az çok yiyecek yetiştirdi, onları beslemek halk için büyük bir yüktü.

En büyük manastırlar, binlerce rahibe ev sahipliği yapıyordu, her aile manastırı, dağların vadilerine yayılan düzinelerce (hatta yüzlerce) mevzi yaratıyordu, örneğin büyük Drepung manastırı 7000 rahibin eviydi ve 300 otlatma yeri olan 185 malikanede bulunan 40.000 kişiye sahipti, manastırlar sayısız dinsel vergi koyarak halkı soyuyorlardı, saç kesiminden, pencerelerden, kapı merdivenlerinden dolayı vergi alınırdı. Yeni doğan çocuklardan veya buzağılardan ve iki göz kapağı olan bebeklerden aile vergisi alınırdı. Drepung’un çeyrek kazancını serf köylülerine verilen paranın faizi oluşturuyordu, manastırlar sayısız genç erkeğin, çocuk-rahipler olarak hizmet etmesini isterdi. Tibet’in sınıf ilişkileri manastırlar içinde oluşturulurdu, rahiplerin büyük çoğunluğu, üstteki baş keşişlerin kölesi ve hizmetçisiydi ve yarı aç aşağılık işlerde çalışıp, dualar mırıldanarak ve rutin dayaklarla yaşarladı. Tepedeki rahipler, yoksul rahipleri dinsel sınavlara veya seksüel hizmetlerinin yerine getirilmesi için zorlarlardı.

(Tibet tarikatlarının çoğunda homoseksüel seks, kadınlardan uzaklığın kutsal bir işareti olarak kabul edilirdi) rahipler sınıfının küçük bir oranı rahibeydi. Bugünlerde Dalai Lama, materyalist olmayan, kutsal adam olarak uluslar arası alanda ambalajlanmıştır. Gerçekte Dalai Lama, Tibet’teki en büyük serf sahibiydi. Yasal olarak bütün ülkeye ve içindeki herkese sahipti, pratikte ailesi 27 malikane, 36 otlak, 6.170 tarla serfi ve 102 ev kölesini doğrudan kontrol ediyordu. Dalai Lama saraydan saraya hareket ettiğinde, tahtı düzinelerce köle tarafından sürülerek taşınırdı, birlikleri yol boyunca yürüyüşe geçerek ingiliz emperyalist eğitmenlerinden öğrendikleri “tipperary ye daha uzun yol var” şarkısını söylerlerdi. Bu arada Dalai Lama’nın 6,5 feetden daha uzun boydaki geniş omuzlu ve kamçılı muhafızları yoldaki insanları döverek uzaklaştırırlardı. Bu dini tören, Dalai Lama’nın otobiyografisinde anlatılmıştı.1950 yılında kapağı Hindistan’a ilk kez kaçtığında Dalai Lama’nın danışmanları birkaç yüz katır yüklü altın ve gümüş kalıplarını, sürgündeki konforunu muhafaza edebilmek için gönderdiler.1959 yılında 2 kez kaçtığında pekin review dergisi, ailesinin arkalarından çok miktarda altın ve gümüş, bunun yanında 21.331 parça mücevherle, 14.676 parça giysi bırakmış olduğunu açıklamıştır.

Karmayı kullanarak baskıyı haklı çıkarmak Lamaist inançların merkezinde renkarnasyon ve karma vardır, her yaşamın, ölümsüz ruhun defalarca ve yeniden doğması aracılığıyla oluştuğunu söylemişlerdir, her ölümden sonra, ruha yeni vucut verileceği sanılırdı. Karma dogmasına göre “her ruh, hak kazandığı yaşamı elde eder: sofu davranışları iyi karmaya aracılık eder ve bununla diğer yaşamda sosyal statüde yükselme beraberinde gelir, tanrıdan korkmaz davranışlar kötü karmaya aracılık eder ve diğer yaşamda böcek olurlar (yada kadın)” gerçekte renkarnasyon diye bir şey yoktur, ölü insanlar yeni bedenlerde geri gelmezler, fakat Tibet’te renkarnasyon inancının acı ve gerçek sonuçları vardı, halk Tibet mistizmi tarafından şaşırtılırdı. Lamaist budizm, aşırı feodal baskıları devam ettirmek için yaratılmış, geliştirilmiş ve devam ettirilmiştir. 
 

Bugün Lamaistler, zenginle fakir arasındaki uçurumu kapatmak isteyen eski Tibet kralının hikayesini anlatırlar, kral din bilginlerine neden güçten düştüğünü sorar “bilgin ona anlatır ki; zenginle fakir arasındaki uçurum güçle kapatılamaz, çünkü bugünkü yaşam koşulları daima geçmiş yaşamların sonuçlarıdır ve bundan dolayı olayların gidişi isteğe bağlı değiştirilemez”. Grunfeld: “katıksız dünyevi bakış açısından bu doktrin sosyal kontrol biçimlerinden icat edilmiş olanlardan en ustaca ve en zararlı olanıdır, sıradan bir Tibetliye göre bu doktrinin kabul edilmesi kişinin kaderini değiştirme olasılığının önüne geçer. Eğer bir kişi köle olarak doğduysa karma doktrini için bu durum köle sahiplerinin hatası değildi, daha çok kişinin önceki yaşamındaki kötülük yapmasının sonucuydu, diğer taraftan köle sahibi önceki yaşamlarındaki iyiliklerden dolayı sadece ödüllendirilmiş oluyordu. Köle için kendisine bağlı zincirleri parçalamaya çalışmak, zaten katlandıkları kötü yaşamdan daha kötüsüne sahip olarak yeniden doğmakla yada kendi kendisini cezalandırmakla eşitti.” diye yazar.

Çin işgal etmeseydi bu kadar çekici gelmeyecek, savunulamayacak, yönetimin ilkel bir feodalite olduğu, Dalai Lama'nın ise antik bir rahip kral olduğu, mazlum ve masum bir yaşlı bilge değil tam tersine bir diktatör olduğu, uyuşturulmuş kendi halkı dışında çoğunlukça kabul edilecek, hollywood filmlerinin kötü adamlarından birisi olacaktı. Olan yine halka olmuş, bir dikta gitmiş, başka birisi gelmiştir, belki işgal altındaki Rus köylülerinin ikinci dünya savaşında Hitler ile Stalin arasında kaldıklarında söyledikleri gibi, "ikisi de birbirinden beterdi, biz rusça konuşanı seçtik... Dalai Lama ve Tibet gerçeği, bir özgürlük savaşçısının ve acı çeken halkının yarım yüzyılı aşkın bir zamandır devam eden hikayesidir... silahsız, parasız bir halkın zorba işgalcilere karşı verdiği mücadelenin hikayesidir. Bu gerçek, maoistlerin hoşuna gitmemektedir haliyle, onlar devlet terörü, kapitalizm yardakçılığı ve kültür düşmanlığı üzerine kurulmuş intikam ideolojilerinin doğrultusunda vatanları çalınan Tibet ve doğu Türkistan halklarının kültürlerine, yaşam tarzlarına, liderlerine sövmektir sadece. Maoizm denen nanenin Marksizmle hiç bir ilgisi olmadığı gibi Pol Pot ve avanesinin kamboçya'da yaptığı korkunç katliamın düşünsel altyapısı da bu vandalist köylü ideolojisine aittir... dünyanın en eski medeniyetine ev sahipliği yapan Çin'i ne hale getirdiler, bahsetmiyorum bile... Yakılan manastırlar, katledilen çocuklar, tecavüz edilen kadınlar gerçekti. Ondördüncü Dalai Lama 1959'dan beri vatanından uzaklarda barışçı yoldan sürdürdüğü mücadele de gerçek... özgürlüğüne kavuşmuş Tibet... eminim o da bir gün gerçek olacak... işte budur Dalai Lama ve Tibet gerçeği...

Bu gerçek artık öyle bir hal almıştır ki, güney Asya’daki pek çok ülke için bir paranoya kaynağı oluşturmuştur, ayrıca Asya halkları arasında da hazin bir düşmanlığa yol açmıştır, güney Asya’nın makus kaderine ortaklık eden bu halklar, Tibet’in dehşet verici gölgesinden nasıl kurtulacaklar?.. Tibet’in işgalinden sonra Tibet’ten tek kaçan Dalai Lama değildi, pek çok Tibetli dünyanın dört bir yanına dağıldı. Tibet yaşaması zor bir coğrafyadadır, yüksek dağlar, çoraktır ve çarşaklardan toz bulutları yükselir, daglar sık ormanla kaplı olmadığı için, burada soluk alıp vermek çok zordur, ilk gidişinizde alışık değilseniz, yükse irtifa hastalığına yakalanabilirsiniz, o zaman Çin’in yada herhangi bir ülkenin niye bu toprakları işgal etmek istediğini anlamakta zorlanabilirsiniz. Yırtıcı kuşların çayırlar üzerinde pike yaptığı bu vahşi topraklar, yerlileri dışında kimlere uğur getirebilirdi?

Diğer taraftan Tibet Özerk Bölgesi'nin Çin işgaline karşı direnişinin 49'cu yıldönümü dolayısıyla, dünyanın değişik ülkelerinde Pekin'i protesto gösterileri yapılıyor. Katmandu, Cakarta, Yeni Delhi, Atina ve Washington'da düzenlenen gösterilerde Çin'in tutumu protesto edildi. Katmandu'daki gösteride polis göstericilere müdahale ederken, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Dünya çapındaki gösterilerde Tibet'e özgürlük çağrıları yinelenirken Çin'in uyguladığı kültürel soykırıma son verilmesi istendi. Yeni Delhi'deki göstericiler ise siyah kıyafetler giyerek, bazıları da Çin mallarını yere atıp, kırarak protesto etti. Atina ve Washington'daki gösterilerde de Tibet'e özgürlük pankartları taşındı. Çin'i Tibet kimliğini reddetmekle suçlayan göstericiler, olimpiyatları, davalarını dünya kamuoyuna duyurmak için bir fırsat olarak değerlendirme çabasında. Çin, Tibet'te geçen ay ayaklanmanın yıldönümünde çıkan olaylarda 13 kişinin öldüğünü açıklamıştı. Hindistan'da bulunan sürgündeki Tibet yönetimi ise protesto gösterileri sırasında yüzlerce kişinin öldürüldüğünü ileri sürüyor.

Batı dünyası Çin'e baskısını sürdürsün...

Tibet'in bağımsızlığı için mücadele veren Uluslararası girişim, Çin Yönetimi'ne baskıyı sürdürmesini istedi. Çin yönetiminin uluslararası çağrıların ardından, Tibet'in ruhani lideri Dalai Lama ile yeniden diyalog başlatma kararı olumlu yankı buldu. Tibet'in bağımsızlığı için mücadele veren Tibet İçin Uluslararası Kampanya girişimi, uluslararası kamuoyundan Pekin'e baskıyı sürdürmesini istedi. Girişim üyeleri Berlin'de düzenledikleri basın toplantısında, Pekin'in Dalai Lama ile diyalog önerisinin olimyipat oyunları öncesinde göz boyama olduğunu ileri sürdü. Girişim üyeleri uluslararası kamuoyunun özellikle de AB'nin Çin'e baskısını sürdürmesini talep etti. Çin'in resmi Xinhua haber ajansı, hükümet yetkililerin gelecek günlerde, Dalai Lama'nın bir temsilcisiyle görüşeceğini duyurmuştu. Bu arada bir açıklama yapan Dalai Lama, Pekin yönetiminin Tibet sorununa çözüm bulmakta "ciddi" olmaması halinde görüşmelerin anlamsız olacağını söyledi. Geçmişte de Pekin yönetimiyle bir dizi görüşme gerçekleştirildiğini ancak hiçbir somut adımın atılmadığını belirten Dalai Lama'nın Sözcüsü Tenzin Takla, "Bu kez Çin ciddiyse, iyi... Fakat bunu tüm dünyaya 'işte bakın görüşüyoruz' demek için yapıyorsa, toplantının hiçbir manası yok" dedi.

Pekin yönetimi Tibet'in sürgündeki dini lideri Dalai Lama'nın temsilcileriyle yapılan görüşmelerde ilerleme sağlanamadığını açıkladı. Hükümetin Tibet konusuyla ilgili görüşmelerden sorumlu birimi olan Birleşik Cephenin bakan yardımcısı Cu Veyçün,  yapılan görüşmelerin ''açık sözlü ve içten'' geçtiğini, ''ancak iki taraf arasında Çin'in Tibet politikasıyla ilgili olarak büyük fikir ayrılığı bulunduğunu'' belirtiyor. Çinli yetkililer düzenlenen basın toplantısında, ana konunun egemenlik olduğunu ve Dalai Lama'nın, Çin'in Tibet üzerindeki egemenliğini reddederek, Tibet'in bağımsızlığı veya yarı bağımsızlığı yönündeki iddiaları için hukuki zemin aradığını ifade ettiler.

Dalai Lama'nın temsilcileri, bir bir arkasına yapılan görüşmelerden sonra Hindistan'a geri döndü. Temsilciler Tibetin sürgündeki toplulukları ve siyasi örgütlerinin Dharmsala'da düzenledikleri toplantıda Pekin'deki görüşmelerle ilgili yorum yapmayacaklarını açıkladı. İki taraf da birbirini Tibet sorununun çözümünde ''ciddi olmamakla'' suçladı. Dalai Lama, Japonya'da yaptığı açıklamada, Çin'in olumlu değişiklikler yapması için harcadığı çabaların sonuçsuz kaldığını ileri sürdü. Bazı Tibetliler ''Çin'in işgal ettiği 1950'den önce bağımsız bir devlet olduklarını'' iddia ederken, Pekin yönetimi Tibet'in yüzyıllardır kendi toprakları olduğunu savunuyor. Yapılan görüşmeler, Tibet'in merkezi Lasa'da meydana gelen hükümet karşıtı olaylardan bu yana Dalai Lama'nın temsilcileri ile Pekin yönetimi arasında yapılan üçüncü tur görüşme oldu. Pekin yönetimi bu olayların Dalai Lama taraftarları tarafından 2008 Olimpiyat Oyunları'nı sabote etmek için düzenlendiğini ileri sürerken, Dalai Lama olaylarla ilgisi olmadığını açıkladı.

Tibet Özerk Bölgesi Başkanı Qiangba Puncog, Pekin'de düzenlenen basın toplantısında, Tibet'te son günlerde yaşanan olaylar hakkında bilgi verdi. Qiangba Puncog'un anlattığına göre, bazı Budist rahipler, Lasa'nın kuzeydoğusunda yer alan Ramoche Tapınağı'nda nöbetçi polise taşla saldırdı. Ardından eylemciler, sokaklarda toplanarak bölücü sloganlar attı, yağma ve kundaklama gibi şiddet eylemlerine başladılar. Olayın büyümesiyle Lasa'nın başlıca caddelerinde yer alan dükkan, okul, hastane ve banka ile haberleşme tesisleri ve basın kuruluşları, eylemcilerin hedefi oldu. Telekomünikasyon şirketlerinin şubeleri ile hükümet binalarına saldıran eylemciler, yoldan geçen araçları ateşe verip, vatandaşları dövdüler.

Olaylar üzerine bölge yönetiminin yasalara göre gerekli müdahalede bulunduğunu kaydeden Qiangba Puncog, bu konuda şu bilgileri verdi: "Tibet Özerk Bölgesi yönetimi ve ilgili kuruluşlar, derhal harekete geçerek yangın söndürme ve yaralıları tedavi etme çalışmalarını başlattı. Okul, hastane, banka ve hükümet binalarındaki güvenlik tedbirleri artırıldı; şiddete karşı yasalara uygun şekilde müdahale edildi. Bütün önlemler, toplumsal istikrarı, hukuk düzenini ve Tibet'te yaşayan bütün etnik gruplara mensup vatandaşların temel çıkarlarını koruma amacıyla alınmıştır. Yapılan müdahale sonucunda Lasa'daki ortam sakinleşti, toplumsal düzen yeniden sağlandı." Olaylar sırasında yaklaşık 210 konut ve dükkan ile 56 aracın kundaklandığını, 13 masum vatandaşın yakılarak veya bıçaklanarak öldürüldüğünü belirten Qiangba Puncog, eylemcilerin dehşet verici yöntemlere başvurduğuna dikkat çekti. Bir masum vatandaşın eylemciler tarafından üzerine benzin dökülerek canlı canlı yakılmasını, görev başındaki bir silahlı polisin dövüldükten sonra kalçasından yumruk büyüklüğünde bir et parçası koparılmasını örnek olarak gösteren Qiangba Puncog, demokrasi ve hukukla yönetilen hiçbir ülkede böyle bir vahşete tahammül edilemeyeceğini vurguladı.

Bu ciddi olayın Dalai Lama Grubu tarafından ülkeyi bölme ve Tibet'teki birlik ve beraberliği bozma amacı doğrultusunda planlanıp yaratıldığına işaret eden Qiangba Puncog, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu vahim suç olayları, Dalai Lama Grubu tarafından planlanıp organize edilmiş ve kışkırtılmış, yurt içinde ve yurt dışındaki 'Tibet'in bağımsızlığı' yanlısı bölücü güçler tarafından el birliğiyle yaratılmıştır. Bunun amacı, Beijing'in Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapacağı bu önemli günlerde kamuoyu oluşturarak istikrarı bozmaktır." Tibet Özerk Bölgesi yönetiminin bu suç olaylarına müdahalede yüksek sorumluluk bilinciyle hareket ettiğine, yasalara bağlı kalarak medeni biçimde davrandığına dikkat çeken Qiangba Puncog, müdahale sürecinde güvenlik güçlerinin hiçbir öldürücü silah taşımadığını ve kullanmadığını vurguladı. Çin hükümetinin Tibet'in gelişmesine daima büyük önem verdiğini, bütün önlemleri alarak bölgede yaşayan vatandaşların yaşam düzeyini tarihte benzeri görülmemiş oranda yükselttiğini kaydeden Qiangba Puncog, Tibet'in istikrarını bozarak bölünme yaratmayı amaçlayan bütün girişimlerin kesinlikle başarısızlığa uğrayacağının altını çizdi.

to Top of Page