Home
Video
Uçak hobilerimiz
Müzik dinle
Eğlence ve Oyun
Çeşitli konular
Dünya
Türkiye
Magazin
Ekonomi
Otomobiller
Toplum ve Yaşam
Kültür
Sanat
Bilim ve teknoloji
Kanser Nedir
DNA Sırları
Enerji ve Atomlar
Gezegenler
Evren ve Biz
Galaksiler
Maymun Teorisi
Elmas Taşı
Dev kamyonlar
Nükleer Enerji
Atom Nedir?
Telefon ve Radyo
Site hakkında
Bize ulaşmak
Konuk defteri
Nereden geldik, nereye gidiyoruz..

  

Tarih boyunca sayısız insanın zihnini meşgul eden üç büyük sualin cevabı hep gökyüzünde araştırılmıştır, her gece, her mevsim, her sene yeryüzünü seyreden binlerce yıldızların bakışları adeta "Aradığın cevap bizde" dercesine insanı tahrik etmiş durmuştur. İnsan da bu davete çaresiz kalmamış, gözlerini fezanın derinliklerine dikerek kendi geldiği yeri oralarda bulmaya çalışmıştır, bugün bile ilimleri dini inançlardan tecrid etme gayretlerinin en insafsız safaya ulaştığı bir zamanda gökyüzünün bu davetini insan istese de görmezlikten gelmiyor, Fezanın milyarlarca ışık yılı derinliklerine kadar erişen teleskoplar yıldızlarda ve galaksilerde cereyan eden hadiselerin maddi sebepleri kadar manevi hikmetlerinide bulmaya çalışıyor. Yaratılışın sırrı ve maksadı insanın kainat içindeki manevi mevkii gibi konular belki de dini çevrelerden daha çok astronomi çevrelerinde münekaşa ediliyor, altın çağını yaşamakta olan astronominin bugün gözümüz önüne serdiği öyle bilgiler var ki, bizden bir asır önce yaşayanlar bu bilgileri öğrenebilmek için herhalde çok şeylerini feda etmekten çekinmezlerdi.

Ama, ilimde her yeni bilginin yeni sır ve muammalar manasına geldiğini de unutmamak gerekir, son asrın buluşları da eskilerin hayalinden geçmeye daha pek çok muammaları beraberinde getirmiştir, aslında bilgimiz arttıkça alem daha çok ihtişam kazanıyor ve etrafımızı çevreleyen karanlık daha da derinleşiyor, fakat ilmi ilim yapan da bu değil mi?.. öğrenmek hayretimizi artırmasaydı bilginin ne cazibesi kalırdı ki... gerçek ilim adamı hiçbir zaman hayret hissini kaybetmez, çünkü hayret ilim adamının varlık sebebidir, hayret ilim adamının varlık sebebi olduğu gibi muammalar da kainatın ve hayatın tabii bir neticesidir, yoksa bizim anlayabileceğimiz kadar küçük ve basit bir kainat ihtiyacımızı karşılayacak kadar büyük ve muhteşem olmazdı, dünya üzerindeki canlıların vücut bulup yaşayabilmesi için sadece bir gezegen, bir güneş ve belli fizik kanunlarının kafi gelmediğini bugün her zamankinden daha iyi taktir edebilecek durumdayız, kainatın tarihi müddetince geçirdiği bütün tekamül safları hep muayyen bir netice hayat hedefine varacak şekilde düzenlenmiştir.

Son derece hassas ve girift bir plan ve proğrama ihtiyaç gösteren bu safhalarda ne bir eksiğe rastlanır, ne bir fazlaya, ne de bir hataya... bütün bu tekamül safhalarının kainatın her yerinde birden aynı anda cereyan etmiş olması ise çok daha göz kamaştırıcıdır, kainatın bir tarafında tecrübe edilip başka bir tarafında tatbikata geçirilen veyahut yarıda bırakılan bir iş veya deneme yanılma yoluyla ulaşılan hiçbir netice yoktur, her yerde ve her işte ilk'in orijinalliği ile son'un mükemmelliği bir arada göze çarpmaktadır. Belli ki herşey sonsuz ve misilsiz bir ilim hikmet ve iradenin eseridir, ve herşey aynı kudretin esiridir, ayrıca daha da göz kamaştırıcı olan sonsuz kudret içinde tecelli eden sonsuz rahmet örnekleridir.

Rahmet sayesindedir ki hayat ağız tadıyla yaşanır hale gelmiştir, herşeyden aciz bir şekilde yaratılan bir yavrunun imdadına kudret sahibinin rahmeti yetişmeseydi anne şefkatini kim onun emrine verebilirdi, herşeyi kuşatan rahmet daha biz gözümüzü dünyaya açmadan bizi gözetmeye başlar, ve hayatımızı bir nizam ve intizam içine kor, ve üzerimize sayısız tecelliler gösterir, faka biz bu tecellilerin çoğunu ancak yoklukları zamanında taktir etmeye başlarız, mesela basit bir yer sarsıntısı insana çoktandır unuttuğu Rabbini hemen hatırlatır, oysa 9 şiddetindeki bir deprem felaketi kainatta vuku bulan kozmik hadiselerin sinek kanadının kıpırdaması kadar ehemmiyete sahip değildir, öyleyse bizi baş döndürücü yedi ayrı hareketiyle feza denizinde gezdiren 6 bin milyon kere milyon kere milyon ton ağırlığındaki dünyamızın muntazam en küçük bir sarsıntısını hissetmeyişimiz bir rahmet tecellisi değilmi dir?, ayrıca bunu dünyamızın hareketiyle izah etmek yetmez ...

Her sabah güneşin doğuşu şaire heyecan verir... güneş sisteminin intizamıda her gece astronomu heyecenlandırır, güneşin doğuşunu astronomi açıklıyor, güneş sistemini kim acıklayacak... herşeyi izah etmesi gereken kainatın muammaların en büyüğüdür, ve sürekli bir mucizedir. Dünya'nın küre şeklinde olduğunu daha milat'tan önce dördüncü yüzyılda ispat edilmişti, hatta bundan bir asır kadar sonra dünyanın çeveresi bile Kristof Kolomb'un milat'tan sonra 1492 yılındaki tahmininden çok daha sıhhatli ve bugünkü rakama hayli yakın bir şekilde hesaplanmış, daha sonraki asırda da Ay ile Dünya arasındaki mesafe hakkında yine bugün ki hesaplarımıza yakın tahminlerde bulunulmuştu, bununla beraber kainatın umumi manzarası hakkındaki görüşler pek süratli bir seyir takip etmedi. Onaltıncı yüzyılın ortasına doğru Kopernik'in 1473-1543 meşhur kitabında yayınlanmasına kadar jeosantrik, yani dünya merkezli kainat görüşü Avrupa'da suale tabi tutulmamıştı, bu görüşe göre kainatın tam ortasında dünya bulunuyor, onun etrafında güneş ve gezegenler dönüyor, bunlarıda dıştan bir yıldızlar silsilesi çevreliyordu,

Kopernik'in helisantrik güneş merkezli görüşü ise kainatın merkezi dünya yerine güneşi yerleştirdi... kainatı çevreleyen yıldız kümelerine gelince bu fikir on sekizinci yüzyıla kadar revaç bulmaya devam etti, onsekizinci yüzyılın ilk yarısında bazı yakın yıldızların uzaklıkları bugün kabul edilen rakamlara yakın bir tespit edilmeye başladı, böylece kainatın sırları da her yeni buluşla biraz daha büyüyor ve yıldızların kainatı kaplayan ince bir zarf içinde yer almadığı fakat her tarafa serpilmiş bulunduğu anlaşılıyordu, bununla beraber kainatın galaksiler topluluğu manasına geldiğini anlayabilmek yirminci yüzyılın başlarına kadar mümkün olmadı, bu zamana kadar yaygın olan inanış kainatın bir tek galaksiden yada samanyolundan ibaret olduğu yolunda idi...

Kainatta samanyolundan başka galaksiler de bulunduğu 1917 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Mount Wılson Rasathanesinde 100 inçlik dev bir teleskopun kurulmasından sonra ortaya çıktı, bugünki bilgilerimiz ışığında çizebildiğimiz kainat manzarasını güneş sisteminden başlamak üzere özetleyelim... ortalama 149.6 milyon kilometre uzaktan bize hayat veren güneşin ve gezegenlerin teşkil ettiği sistem en az 5.9 milyar kilometre yarıçapında bir sahayı kaplamaktadır bu mesafe dokuzuncu gezegen Pluto'nun yörüngesinin yarıçapıdır ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin 39.5 mislini bulmaktadır. Bize 8 dakikada ulaşan güneş ışığı bu kadar yolu ancak 5.5 saatte alır... ancak güneş sisteminin sınırının bu kadarla kalacağı şüphelidir, çünkü dokuzuncu gezegen henüz 1936 da keşfedilmiştir ve sayının 9 dan yukarı çıkmamasını gerektiren bir sebep mevcut değildir, onun'cu yada onbirinci gezegen bugünki nin birkaç misli genişlikte bir güneş sistemi manasına gelir. Güneş sisteminin dışında hesaplarımızı kilometrelerle değil, ışık yılı ile yapmak daha mantıklı olur, hatta yapmak zorundayız... elektro manyetik dalgaların bir senede aldığı mesafeyi belirten ışık yılı 9.45 x 12  trilyon kilometreye tekamül eder, bize en yakın olan yıldız veya yıldızlar güney yarım küresinden gözlenebilen ve Alpha Centuari adıyla bilinen üçlü bir yıldız sistemidir, Alpha Centuari ile aramızdaki mesafe 4.29 ışık yılıdır, dünya güneş mesafesini 1 metre farz edersek bu en yakın yıldız sisteminin bize olan uzaklığını hemen hemen 27 kilometre olarak göstermemiz icab eder, bizim bulunduğumuz bölgede yıldızlar arasındaki takribi mesafe bundan da fazla 7.6 ışık yılı civarındadır.

Yazı yazarken bazen yoruluyorum bu yüzden noktalara virgüllere pek dikkat edemiyorum, bağışlayın... neyse konumuza biraz daha devam edelim:

Güneşimizin ve civarındaki yıldızlar kendileri gibi 10 trilyon yıldızı içinde barındıran samanyolunun spiral kollarından biri üzerinde galaksi merkezine 30 bin ışık yılı mesafede bulunmaktadır, samanyolunun bir uçtan bir uca genişliği ise 100 bin ışık yılını bulur, eğer güneş ile Alpha Centuari arasındaki mesafeyi bir kağıt üzerinde 1 santimlik bir çizgi olarak gösterecek olursak samanyolunun boyunu aynı ölçekle ifade edebilmemiz için 230 metre genişliğinde bir kağıda ihtiyaç duyarız, samanyolu ve yanındaki 30 kadar galaksi beraberce bir galaksi kümesi teşkil eder bu küme içindeki büyük galaksilerden bize en yakın olanı 2.2 milyon ışık yılı mesafedeki Andromeda'dır, samanyolundan da büyük olan Andromeda'nın 300 milyar kadar yıldız ihtiva ettiği hesaplanmaktadır. Bizim dahil bulunduğumuz mahalli galaksi kümesi gibi diğer galaksiler de kümeler halinde toplanmışlardır. Kümelerdeki galaksi sayısı birkaç tane olabileceği gibi bini de aşabilir galaksi kümeleri arasındaki mesafeler ise yüz milyonlarca ışık yılına kadar varabilir.

Toplam olarak kainatta 10 milyar galaksinin bulunduğu sanılmaktadır, samanyolunu bu galaksiler arasında orta çapta bir galaksi kabül edersek kainattaki toplam yıldız sayısı 10 milyar kere 100 trilyon ortaya çıkar, bu kadar yıldızı yeryüzünde yaşayan 6 milyar insan arasında paylaştıralım, her biri saniyede bir yıldız saymak üzere kendi payına düşen yıldızları tek tek saysa böyle bir işlem dünya dolusu insanların durup dinlenmeksizin belkide 100 binlerce sene vaktini alırdı, bu kadar geniş ve kalabalık dünyada atom parçacıklarından güneşimizin milyonlarca misli büyüklükte dev yıldızlara, galaksilere ve galaksi kümelerine kadar her varlığı kanunlara itaat ettirerek kainata muazzam bir ordu gibi manevralar yaptıran kudretin azametini taktir etmek için sadece sayıyı göz önüne almak yetmez, bu kadar yıldızın her biri saniyede en az yüzlerce kilometreyi bulan hızlara sahiptir, galaksiler seviyesinde bu hız çok daha yüksek seviyelere erişir, atom parçacıklarında ise ışık hızına neredeyse denk düşecek kadar süratli hareketler bahis mevzudur.

Bu hareketlerden başka birde devamlı olarak bir birleriyle mücadele halinde olan kuvvetlerin ve karşılıklı tesirlerin varlığını dikkate aldığımızda, geceleri sema'mızda masumane pırıldayan yıldızların intizami tabii bir hadise olmaktan çıkar ve muhteşem bir vahdet delili halini alır, böylesine hayel gücümüzü zorlayan bir kalabalık ve deşhetli manevralar içinde güneş sisteminin ve dünyamızın maddi yeri gittikçe önemsizleşirken bu alemin nasıl ve niçin var olduğu insanın burada ne aradığı sualide ortaya çıkmış olur.

Sonsuzluk rakamları... katrilyondan büyük rakam ne işimize yarıyor demeyelim... tabloda en sondaki rakam görüldüğü gibi çok büyük bir rakamdır "altı bin üç" sıfırdan oluşan bir rakamdır bu, elbette sayılar bununla bitmiyor, günümüzde bu rakamların telaffuz edildiği teknoloji alanları vardır, işin garip tarafı latince isim alan bu rakamları Avrupa başka türlü, Amerika başka, Türkiye başka türlü isimlendirmektedir, ama sonuç ne olursa olsun kainatta rakamların sonsuz olduğu bir gerçektir... onlara isim takmayla baş edemeyiz. Ancak evrende her şey enerji den ibarettir... ve her sey... otudurduğunuz sandalye, önünüzdeki masa, evinizdeki duvarlar, kapınızdaki araba, caddeler, ağaçlar, dağlar, taşlar, denizler, nereye baksanız enerji görüyorsunuz, enerjinin yoğun hali olan madde denkleminde değişenler sadece boyutlardır, bir milimetre den büyük sistemlere makro bir milimetre den küçük sistemlere mikro diyoruz dolaysıyla bu alttaki rakamları mikro sistemde geriye çevirmek mümkündür... 

      

Rakamın adı:Sıfır sayısı:Rakamın adı:Sıfır sayısı:
Milyon6Googlo100
Milyar9Septendecilyard105
Trilyon12Octodecilyard111
Katrilyon15Novemdecilyard117
Katrilyar18Vigintilyard123
Kentilyon21Trigintilyard183
Kentilyar24Kuadragintilyard243
Sextilyon27Kuinkuagintilyard303
Sextilyar30Sexagintilyard363
Septilyon33Septuagintilyard 423
Septilyar36Octogintilyard483
Oktilyon39Nonagintilyard543 
Oktilyar42Centilyard603 
Googlo100Milliljard6003
 

                                                                                                                                           

to Top of Page